A Milli Futbol Takımı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
A Milli Futbol Takımı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Ağustos 2013 Cumartesi

İnce Memed, Topal Ali ve Fatih Terim..

 Yaşar Kemal'in ölümsüz eseri 'İnce Memed'in önemli karakterlerinden biridir Topal Ali. Kendisi iz sürme konusunda inanılmaz yeteneklidir ve biri kendisinden iz sürmesini isterse bunu bir meydan okuma olarak görüp hemen yollara düşer. Bir gün, doğru bulmasa bile, İnce Memed'in izini sürmek zorunda kalır, çünkü konu iz sürmek oldu mu, ne karakteri onu durdurabilir, ne doğruları ne de başka bir şey..

 Ülkemizde geçen haftanın en önemli spor olayı, Fatih Terim'in üçüncü kez Milli Takım'ın başına geçmesi oldu. Daha önemlisi, Terim bu görevi kabul ederken asli görevi olan Galatasaray teknik direktörlüğü görevini de bırakmadı.

 Terim'in ne kadar milliyetçi, ne kadar bu ülke insanına inanan biri olduğunu hepimiz biliyoruz. Ancak geçen yıl ceza aldığı maçların akabininde, TFF ile ilgili yaptığı sert açıklamalardan sonra, kendisini o kurumun başındaki kişinin yanında imza atarken görmek benim içimi acıttı..


 Terim, geçen yılki olaylı Ordu maçından sonra yaptığı açıklamalarda, kendisinin sadece adaletin olduğu yerde var olabileceğini, hakem seminerlerinde kendi için özel sunumlar yapıldığını açıkladıktan sonra TFF bünyesinde görev alması gerçekten benim açımdan çok üzücü. Kendisi milli görevden kaçmadığını cümle aleme göstermek istedi pek tabi, açıkçası aldığı görev de çok riskli değil. Hali hazırda kimsenin şampiyonaya gitme gibi bir beklentisi yok. Ancak olur da Terim bu konuda da başarılı olursa, kendi efsanesinin daha da pekişeceğinin farkında.

 Kariyer açısından elin gavurunun 'challenge' dediği 'meydan okuma'lara hiç doymayan biri Fatih Terim. Hep kazanmak isteyen, kazanılma ihtimali olan her şeyi süpürmek isteyen bir spor adamı. Topal Ali'nin iz sürme konusundaki zafiyetinin bir benzeri de Fatih Terim'de var. Mevzu 'meydan okuma' olduğunda, şartlar çok inandığı gibi olmasa da, o 'challenge'ı kabul etmeden duramıyor imparator.

 Umarım bu hamle, Terim'in Galatasaray'da en ufak bir hatasını gözleyen dahili ve harici düşmanlarına herhangi bir malzeme vermez..

27 Mart 2013 Çarşamba

Değişen Parola, Unutulan Güvenlik Sorusu

  Hiddink'in günah keçisi ilan edilip Abdullah Avcı'nın Milli Takım'ın başına geçmesinden sonra düzenlediği basın toplantısında, Avcı yeni bir yapılanmadan bahsetmişti. Yanında Mehmet Ali Aydınlar vardı hoca ile  beraber verdikleri parola çok netti: Milli Takım'da bir kan değişikliği lazım ve biz bu jenerasyon değişimini yapacağız.

 Bu parola ile yola çıkmak gayet mantıklıydı Türk Futbolu'nu yönetenler için. Sonuçta ortada bir başarısızlık ve miyadını doldurmuş bir jenerasyon vardı. Bu değişimi de genç bir teknik adamla yapmak makul bir seçimdi. Özellikle Avcı'nın U21 Milli Takımı'nın başında kazandığı başarılar da göz önünde bulundurulduğunda, seçim doğru gözüküyordu.

 Ancak ne olduysa Hollanda maçından önce oldu. Köprünün altından sular aktı, ülkede şike depremi yaşandı, federasyonun başına ülkenin en başarılı futbol adamı (!) Demirören geldi ve belki de tüm bu olanlar Avcı'nın parolasının değişmesine (değiştirilmesine) sebep oldu. İmza töreninde 'yeni bir yapılanma'dan bahseden Avcı, Hollanda maçından hemen önce '2. olarak değil, direkt olarak şampiyonaya gidecek bir takım yaratacağız' açıklamasını yaptı. 'Yeni bir yapılanma ile yarışmacı takım yaratacağız' demedi mesela, direkt başarı endeksli bir hedef koydu önüne ve bu hedef için geçmesi gereken bir Hollanda Milli Takımı vardı. Romanya, Macaristan gibi takımları daha söylemiyorum bile..


 Hollanda gibi futbol geleneği olan bir ülkeyi geride bırakıp direkt şampiyonaya gidecek bir takım kurarken, yeni bir jenerasyon yaratmak, cümle olarak kulağa rüya gibi geliyor. Ancak bu iş pratikte, okunduğu kadar kolay olmuyor tabi ki. Eğer ki Hollanda maçından önce, başta dile getirdiği parolayı değiştirmemiş olsaydı, bu paralelde oyuncu tercihleri de değişecekti kanımca..

  'Yapılanma' parolasından 'acil başarı' parolasına geçen milli takım ne yazık ki güvenlik sorusunu unutarak sınıfta kaldı.. Bu başarısızlığı Semih'in hatasına bağlayanlara da sözüm şu: şu maça kadar toplam 6 (yazıyla altı) puan alan milli takımın tüm yükünü bu genç omuzlara yüklemek isterseniz, buyrun, hiç tereddüt etmeyin..

7 Şubat 2013 Perşembe

Perhiz - Lahana Turşusu


 Yazıya sondan başlayalım; Türk Milli Takım artık kimseye heyecan vermiyor. Bunun birkaç temel sebebi var aslında;

1. Takım başarısız, neredeyse dağılmış durumda. Kadroda heyecan veren oyuncu sayısı 1-2, bu sınırlı yetenekli oyuncu kadrosunun reytingi de doğal olarak düşük. Başarılı dönemlerde takip edilen bir takım oluyor doğal olarak milli takım, örnek olarak 2002 Dünya Kupası yada 2008 Avrupa Şampiyonası süreçleri verilebilir.

2. Oyuna değil renklere aşık bir ilgili-taraftar topluluğu var ülkede. Milli Takım etrafında toplandığımız dönemlere bir bakalım, ne zaman kendimize bir 'kan davalısı' buluyoruz, o zaman Milli Takım'ın reytingi birden artıveriyor. Örnek olarak; İsviçre maçları, Yunanistan maçları verilebilir.

3. Yönetici sorunsalı da büyük Milli Takım'da. Takımın başında halen rüştünü ispat edememiş bir hoca var, Federasyon Başkanımızı söylemiyorum bile ! Sanırım tüm ülke olarak uzlaşabileceğimiz tek nokta Federasyon Başkanımız'ın yönetme kabiliyetinin seviyesidir !



 
 Tüm bunları bir kenara koyup olaya bir de teknik açıdan bakalım. Hollanda'ya kaybettiğimiz maçtan önce 'Birinciliğe oynayacak bir takım yaratmaya çalışıyoruz, play off kaderimiz değil ' diyen Abdullah Avcı, maçtan hemen sonra ' Jenerasyon değişimi sırasında sabrı hakediyoruz' da diyebiliyor. Ben kendisinin ikinci açıklamasına kesinlikle katılıyorum, bu süreçler sancılı olabiliyor ancak doğru yönetildiğinde büyük ve sürekli başarılara ulaşan bir süreç de gelişebiliyor. Ancak dünkü Çek Cumhuriyeti maçındaki oyuncu tercihleri, Avcı'nın kendisini yalanlamasına sebep oluyor.

 Ülke futbolunun an itibariyle Kupa 1'de oynayan tek takımı olan Galatasaray'ın gelecek vaadeden genç stoperi 90 dakika boyunca kenarda oturuyor, 3 büyüklerden, en büyük maddi sıkıntıları çeken tarafında oyunuyla herkesin takdirini toplayan 92 doğumlu genç yetenek ortalarda yok, Fenerbahçe gibi transfer delisi, gençlere şans verme konusunda çok kısır olan bir takımda ciddi süreler almaya başlayan 94 doğumlu oyuncu alt seviyelerde şans bulabiliyor. Çek maçının 2. yarısında oyuna giren oyuncuların yaş ortalaması ise 27-28 civarında.

 Ayrıca bir de herkesin dile getirdiği 'Alamancı pozitif ayrımcılığı' net olarak gözler önünde. Sercan Sararer, Mehmet Ekici gibi isimler Türkiye'de mesela Gaziantepspor'da forma giyen 2 genç oyuncu olsalardı, dün o kadroda yer bulabilirler miydi ben çok merak ediyorum. 7


 
 Avcı ne yazık ki hem medyanın ve spor kamuoyunun gözünde yarışmacı gözükmek istiyor hem de jenerasyon değişikliğinden bahsediyor. Başında 10 senede 12 teknik direktörle çalışmış bir idareci olduğunun farkına varsa, belki o da panikleyip eski tüfeklere tekrar sarılacak. Ne yazık ki ne Avcı jenerasyon değişikliğinin hakkını veriyor, ne de olası jenerasyon değişikliğine sabır gösterecek yöneticiler ülke futbolunu yönetiyorlar...