adnan polat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
adnan polat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17 Ocak 2011 Pazartesi

Kimin Eli Daha Güçlü ?

15 Ocak 2011 tarihi, Galatasaray camiası için asla unutulmayacak bir gece olarak tarihe geçti. Taraftar, yıllardır hayalini kurduğu yeni stadının çoşkusunu yaşadı, ya da yaşamaya çalıştı diyelim. Geceye sportif olaylardan çok, siyaset damgasını vurdu.

2 gündür basında ve internette her türlü olayı ve yorumu okuduğunuza eminim. Ben sadece, kısaca herkesin gözden kaçırdığı bir durumu aktarmaya çalışacağım.

Yapılan protestoların ardından, neredeyse her platformda, tüm devlet erkanından ve TOKİ başkanından binlerce özür dileyen bir Galatasaray başkanı ile karşı karşıyayız. Galatasaray tarihinde görülmemiş bir durum bu. Hiç kimse Adnan Polat'tan taraftarın yüzde yüz arkasında durmasını beklemiyordu, ancak bu derece kendi taraftarını karşısına alacağını da beklemiyordu. Şimdi, bu olayda asıl üzerinde durulması gereken mevzu;




Özürlerden özür dileyen Galatasaray başkanına karşılık, 2 gün üst üste bu mevzu ile ilgili sert açıklamalar yapan bir Başbakan bir de TOKİ Başkanı var. Şimdi size soruyorum, hangi durumda ortaya daha büyük bir kriz ortaya çıkardı ?

1. Başbakan'ın bu protestodan sonra stadı Galatasaray'a devretmemesi durumunda mı ?

2. Adnan Polat'ın Başbakan'dan özür diledikten sonra olası ; 'TOKİ Başkanı'nın kendi evimizde bize saygısızlık yapmasını hazmedemiyorum.' açıklaması mı ?

Eğer ki Adnan Polat, hükümetin stadı Galatasaray'a devretmemesinden korkuyorsa, ve bu sebeplerden dolayı böyle acz içerisinde ise, gerçekten onun iş bilirliğinden şüphe ederim. Bu safhadan sonra böyle bir şeyi yapmayacak kadar zeki olan bir Başbakan'a sahibiz çok şükür (!)


Bu krizin tek kaybedeni oldu, o da Adnan Polat. Hiç değilse seçime kadar takımın başında kalabilirdi, ancak görünen o ki, yakın zamanda bir ayrılık gözüküyor Galatasaray'da ..

23 Ağustos 2010 Pazartesi

Sonun Başlangıcı



Geçen sezonun sonunda neredeyse tarihinde bir ilke imza atmak üzereydi Galatasaray. Eğer ki, ligi 4. sırada bitrmeyi başarabilseydi(!) 51 yıllık lig tarihinde ilk defa üst üste 2 sezonu ilk 3'e giremeden tamamlayacaktı. Takımın kanayan yaraları ta geçen sezonun ortalarında çok açık bir şekilde belliydi. Güven vermeyen bir kaleci, defansta saatli bir bomba, alternatifi olmadığı için kendisini asla geliştirmeyi düşünmeyen bir sol bek ve evlere şenlik bir orta saha.

5. resmi maçına çıktı Galatasaray dün, hem de son şampiyona karşı ve sahaya çıkan 11'le oynayabileceği en iyi topu oynadı ilk yarı.. Bundan bir gram fazlası olamaz çünkü, Galtasaray'ın dünkü kadro kalitesi dün oynadığı futbolun bir adım daha fazlasını oy-na-ya-maz. Mustafa Sarp, Barış ve Ayhan. geçen sezonun sonunda bu 3 oyuncunun da Galatasaray futbol takımının orta sahasında oynayacak kaliteden çok çok uzakta oldukları herkes tarafından biliniyordu.. Mustafa Sarp sorumluluk almaktan uzak, sürekli kaçak güreşen futboluyla ve yıllardır Anadolu takımlarında oynamaktan kaynaklanan yaptığı acemiliklerle, Barış 2 metre önündeki adama pas veremeyen futbol tekniği ve zekasıyla asla bu takımın değişmez adamları olamazdı. Ayhan'ın durumu ise biraz daha farklı. Yıllardır Galatasaray orta sahasını toparlayan isimdi Ayhan, çok büyük katkıları da oldu. Ama özellikle geçen sene de görüldü ki, ilerlemiş yaşı yüzünden artık o da eskisi gibi hücuma destek veremiyor ve risk almaktan uzak, aldığı topları en yakındakine veren bir anlayış içinde mücadele ediyordu. Hal böyleyken, Galatasaray ligin 2. haftasında son şampiyona karşı oynadığı maça, bu orta saha üçlüsü ile çıkıyorsa bunun içinde çok farklı hesaplar döndüğünü düşünmek gerekir.

Adnan Polat maç sonrası locadaki masaları tekmelemiş. Daha çok tekmeler bu kafayla giderse. Şimdi çıkıp büyük ihtimalle yine, Aslantepe'den, Riva Projesi'nden, 2012 kriterlerinden falan bahsedecektir. Bunların hepsi güzel, ama unutmamalıdr ki bunları yaparken Galatasaray futbol takımını geri plana atma gibi bir lüksü asla yok. 1 senedir her şey ortadayken, hala bu takıma adam gibi bir orta saha alınmamışsa bunda kendisinden başka hiç kimse suçlu değildir. Tribünler hala Adnan Sezgin'e küfür ediyor, en kolay yol ona sövmek çünkü. Ama unuttukları bir şey var ki, Adnan Sezgin bu kulübün maaşlı bir çalışanı. Kendisine verilen direktifler ve bütçe doğrultusunda işini yapmaya çalışan bir adam, madem ki onda bir sorun var bu işte asıl sorumlu olan ona o işi veren ve hala o görevde tutan başkandır. Bunun yanında, trübünlerin herkese sırayla saydırıp, Adnan Polat'ın ismini asla ağzına almaması da çok manidar.



Galatasaray yavaş yavaş eriyor, uzun zamandır bu takım bu kadar aciz, bu kadar çaresiz bir konuma düşmemişti, futbolcular yeteneksiz, kaptan dediğin Arda sanki hiç bir şey umrunda değilmiş gibi top oynuyor, üzerindeki isteksizlik o kadar belli ki, sahada bir şeyler yapmaya çalışan adamlar Neill, Baros ve neredeyse gönderilmek üzere olan Kewell yani 3 yabancı, diğerleri de futbola yabancı zaten ve en kötüsü artık taraftarda bir alışmışlık, bir kabullenme var, yenilgiye alışmışlık, yenilgiyi kabullenme. Eskiden bir mağlubiyette karalar bağlayan, bir kaç gün etkisinden kurtulamayan taraftar artık maç bitiminde kısa bir sürede normal haline dönebiliyor. Galatasaray taraftarı uzun yıllardır böyle bir psikoloji içinde olmamıştı. Hal böyleyken bu durumun en büyük sorumlularından 2. başkan hala çıkıp herkesi aptal yerine koyarak "henüz 2. hafta, daha çok erken" diyebiliyor. Evet doğru henüz 2. hafta, ama anlayamadığı şey bütün bu anlatılanların sadece kaybedilen 2 maçtan ibaret olmadığı. Keşke yalnızca 2 maç kaybedildiği için yapsaydık bu eleştirileri, her şey o kadar basit olsaydı. Sanki bazı güçler Galatasaray'ı çökertmek için planlı bir faaliyete başlamışlar da, elleri yönetime, takımın içine bile uzanıyor gibi, yoksa şu andaki duruma mantıklı bir açıklama getirmek çok zor. Yaklaşık 1 ay önce, İstanbul'da oynanan OFK Belgrad maçından sonra da yazmıştım, Galatasaray'ın kötü yolda olduğunu, aradan 1 ay geçti, bırakın ilerlemeyi, şu anda bulunduğu durum çok daha içler acısı.

Gelelim bu işlerde en az suçu olan adama, Frank Rijkaard'a. Geçen sene sonunda kadro kalitesizliğinden bahsetmişti Hollandalı teknik adam, aradan geçen bunca aya rağmen bırakın isteklerini yerine getirip kadroyu kaliteleştirmeyi, o kısır kaliteyi yaratan en önemli adamlardan Keita da satıldı( hatalı demiyorum, bu satışı anlayabilirim ancak yerine en az onun kadar iyi biri gelene kadar, sakat Pino değil). Şu anda, geçen sene açık bir dille eleştirdiği Servet Çetin'e, kendi isteği dahilinde yapılmayan 2. sınıf Türk oyuncu transferlerine, tecrübesiz bir kaleciye ve toplasanız bir adam etmeyecek bir orta sahaya mahkum bırakılmış bir şekilde takımı yönetmeye çalışıyor. Şu anda ne düşündüğünü bilemeyiz, "paramı alır, yatarım" havasında mı, yoksa her türlü olumsuzluğa rağmen bir şeyler yapmaya çalışıyor mu bilmiyoruz ama hangisi olursa olsun şu anda en eleştirilmeyecek pozisyonda olan o.

Takımın şu an içinde bulunduğu durumu en iyi bilenler o atmosferi önceden yaşamış eski oyunculardır. Onların en önemlilerinden biri Hasan Şaş dün çok önemli bir söz söyledi. Frank Rijkaard'ın, oyuncular ve bazı medya mensupları tarafından, Fatih Terim'i başa getirmek için kuyusunun kazıldığını söyledi. Bunu söyleyenin yıllarca Galatasaray'da oynamış ve futbolcudan da öte kulübün en kötü anında cebinden oyunculara destek sağlamış birisi olduğunu düşünürsek, söyledikleri "hadi be sende" denecek cinsten basit bir olay değil. Sırf bu sözlerin üstüne bile, yönetimin acil olarak bu duruma el atması ve gerçekten böyle bir "ihanet" varsa, sorumluları kimse hesabı derhal kesmesi gerekir. Tabi bunları yönetimin işin içinde olmadığını hesaba katarak söylüyorum..

Florya'nın 5 kapısı var demişti Polat zamanında. Şu anda bu kapıların hepsi de dikenli yollarla örtülü. Transfer döneminin bitmesine 1 hafta varken, bundan sonra yaşanacak olaylar, sırasıyla önce yönetim tarafından sorumluluğun üzerlerinden atılması için 1-2 transfer olacaktır.. Ondan sonra, taraftara umut tacirliği yapan açıklamalarla devam edecektir.. Ama asıl önemlisi, her şeyden önce Galatasaray'ın başındaki bu zihniyetin bir an önce toparlanıp kendine gelmesi. Bunun için de Polat'ın bu dikenli yollardan en doğrusunu bulup, kapının ucundaki ışığa ulaşması gerekli. Yoksa taraftarın gözünde yarattığı efsane başkan modeli yavaş yavaş yok olmaya başlıyor.

15 Ağustos 2010 Pazar

Planlı Transfer Politikaları

Geçen hafta içerisinde, Adnan Polat'ın gazetecilere yaptığı bir açıklama, gerçekten dikkat çekiciydi:

- Başkanım, ligin başlamasına sadece 3 gün kaldı, Galatasaray transferleri ne zaman yapacak ?

Adnan Polat: Avrupa'nın dört noktasında yönetici arkadaşlarımız çalışma halindeler. Transfer bir saat içinde de olabilir, bir hafta sonra da olmayabilir.

- Transfer yapılmaması ihtimali de var mı yani başkanım ?

Adnan Polat: İhtiyacımız olan bölgelere 1-2 transfer yapmak istiyoruz, zaman gösterecek.

...



Düşünün ki, adı geçen ekip, müzesinde yüzlerce kupa olan, arkasında milyonlarca taraftarı olan, bütçesi milyon avrolar olan ve yüz yılı aşkın bir tarihi olan bir ekip. Günümüzdeki yöneticilerine bakarsak, Dünya'da en başarılı 10 aktif hocadan biri takımın başında, lig başlamış, ancak halen transfer bitirilmemiş..

Gerçi daha çok sevdiğim tabirler de var tabi ki. Örneğin, bir çok yöneticimiz XX Spor'da transfer bitmez ! diye açıklamalar yapmaktalar. Transfer biter, bitmelidir de, ihtiyacın olan bölgelere transferi yaparsan, o transfer sezonu senin için biter, bitmelidir de ..

Bır diğer anlamlı açıklama da 'XX Spor'da satılmayacak oyuncu yoktur !' ülkemizde. Son zamanlarda Elano konusunda çokça dile getirmiştir bunu Galatasaray başkanı Adnan Polat. Ancak bu açıklamanın hemen arkadasından 'Arda'yı sorup durmayın, kesinlikle satmayacağız !' açıklamasını yapan da kendisidir. Demek ki kulüplerde satılmayacak oyuncular varmış. Olmalıdır da zaten. Tüm taktiğinizi üzerine kurduğunuz, ya da rotasyonun en onemlı parçası olan bir oyuncunuzu - yüksek transfer bedeli teklif edilse bile - ne demeye transfer döneminin son haftasında satasınız ?

Günümüzde, büyük olarak tabir edilen ekipler, transferlerini ortalama 1 yıl önceden planlayıp, buna göre hareket etmekteler. Ülkemızde kendini büyük olarak adlandıranlar ise, plansızlığı plan haline getirmiş durumdalar ne yazık ki ..

15 Haziran 2010 Salı

Galatasaray'da Neler Oluyor?



Galatasaray'da herkes kabus gibi geçen bir sezonun ardından yeni sezona umutla bakıyordu. Ancak sarı kırmızılı camiada işler hiç de öyle iyi gitmiyor.
Öncelikle kulüp için büyük bir devrim niteliği taşıyan kararla futbol şubesi kaldırıldı. Bu, Galatasaray'da iki sezondur özellikle transferler konusunda
çok başarılı adımlar atan ve taraftarın sevgilisi haline gelen Haldun Üstünel'in yetkilerinin büyük ölçüde kısıtlanması ve bu konuda patronun Adnan Sezgin olacağı anlamına geliyordu. Haldun Üstünel'in kapalı kapılar ardında bu durumdan rahatsızlığını dile getirmesi üstüne, başkan Adnan Polat'ın "Galatasaray'da kimse çıkıp ben devre dışı bırakıldım, benim yetkim elimden alındı, küstüm oynamıyorum diyemez" açıklaması Üstünel'e adeta rest çeker niteliğindeydi. Tabii bunun üstüne tuz biber eken bir de Stoch olayı var. Yaklaşık 3 hafta boyunca İngiltere'de bu transferin peşinde koşan, ha oldu ha olcak diye pazarlık yapan Galatasaray yönetimi Fenerbahçe'nin devreye girip bu transferi 2 gün içinde bitirmesiyle bir anda ortada kaldı. Galatasaray'ın her ne kadar şu anda o bölgeden çok daha acil ihtiyaçları olsa da (özellikle orta sahanın hali içler acısıyken) bu olay yine de ezeli rakibine karşı bir alanda daha kaybetme olarak değerlendirilebilir. Kulüpte çatlak sesler yavaş yavaş çıkmaya başladı bile, özellikle son seçimde beklenenden çok daha fazla oy alan muhaliflerin bu durum karşısında seslerini yükseltmeleri çok da uzak görünmüyor. Bu olayın neler getireceği önümüzdeki günlerde ortaya çıkacaktır.

Bunların yanında geçen haftalarda yaşanan küçük ama önemli bir olay daha dikkat çekti sarı kırmızılılarda. Bilindiği gibi Frank Rijkaard 2 hafta önce düğününe hiç bir yöneticiyi davet etmemiş ve bu olay gündemi uzun bir süre meşrul etmişti. Adnan Polat, bunun bir sorun olmadığını söylese de, geçtiğimiz yıllarda resmi sitesinden Mehmet Güven'in evliliğini, Aydın Yılmaz'ın doğumgününü kutlayan Galatasaray'ın tek bir satır kutlama mesajı bile yayınlamaması dikkat çekici bir noktaydı.

Futboldaki bu olayların yanında, güzel şeyler de olmuyor değil Galatasaray'da. Özellikle, kadın voleybol ve kadın basketbolda Medical Park'la imzalanan çok
kapsamlı sponsorluk antlaşmaları, erkek basketbolda Oktay Mahmuti gibi bir ismin takımın başına getirilmesi ve Ermal Kuqo transferi, kürekte ve sutopunda alınan şampiyonluklar kulüpte biraz olsun yüzlerin gülmesine sebep oldu.

11 Haziran 2010 Cuma

Miroslav Stoch Fenerbahçe'de




Yaklaşık 3 haftadır, bütün gazetelerde ve spor sitelerinde Miroslav Stoch'un Galatasaray'a transferi yönünde haberler dolaşıyordu. 2 gün önce ilk kez, Fenerbahçe'nin de adı geçti bu transferle ilgili ve dün akşam saatlerinde resmi sitesinden bu transferi duyurdu Fenerbahçe. Tranferin ayrıntıları, Fenerbahçe'nin ne zaman devreye girdiği tam olarak bilinmiyor. Ortada bir çok rakam dolaşıyor bu transferle ilgili. Adnan Polat Fenerbahçe'nin 2 katı fiyatla piyasayı karıştırdığını söyledi katıldığı canlı yayında, yabancı basında ise yine farklı rakamlar yazılıyor.. Herhalde Chelsea ya da Fenerbahçe'den resmi açıklama gelene kadar beklemekte fayda var.

Ancak hepsinden önemlisi, 3 büyüklerin birbirlerinin ilgilendikleri futbolcular özellikle yabancılar konusunda hassas olduklarını biliyoruz. Geçen sene hemen hemen bu zamanlarda yine Fenerbahçe bu kez Beşiktaşla Mehmet Topuz'un transferi için karşı karşıya gelmiş ve 9 milyon Avro gibi uçuk bir rakama almıştı Topuz'u. Bu kez olayın öznesi aynı, değişen ise nesneler. Şurası kesin ki, özellikle Adnan Polat'ın hemen transfer sonrası açıklamalarına da bakarsak bu transferin etkileri çok fazla olacak iki kulüp üzerinde de. Sanırım bizi yine, uykusuz geceler geçirtecek bir transfer dönemi bekliyor.

13 Mayıs 2010 Perşembe

Kaderimsin Liselim

Uzun yıllardır Galatasaray camiasındaki en büyük tartışma konularından biridir; lisecilik. Suçlama, Galatasaray Lisesiler, hep Lise mezunlarının başkan olmasını isterler, adaylarda tek aradıkları özellik budur şeklindedir. Lise tayfası bunu reddeder, ancak Galatasaray yönetiminin, Galatasaray adetlerine yakışır olması gerekliliğinin de altını çizerler.



Bu savları 2 taraftan da doğrulayabiliriz. Bu yazının amacı da, aslında bu tartışmanın ne kadar boş olduğunu göstermektir. Çünkü herkes kendine göre haklıdır, sonuç ise sadece zaman kaybıdır..

Bir Liseci'nin Gözünden Mevzu

Bu suçlamalar tam anlamıyla deli saçmasıdır. Zaten bu suçlamaları yöneltenler, Galatasaray'ın son 7 başkanının 4'ünün Galatasaray Lisesi mezunu olmadığını görürler. Liseci başkanların çoğunun yönetiminde de Lise mezunu olmayan ağır toplar yok muydu sanki?

Ayrıca son seçimlerde oyumuzu Adnan Öztürk'e vermemiz eleştiriliyor. Bir kere bundan size ne ? Demokratik bir yarışta, kimi ilgilendirir bizim verdiğimiz oylar ? Hem biz, sadece Adnan Polat muhalifi olduğumuz için Adnan Öztürk'e oy vermiş olamaz mıyız?



Adnan Polat döneminde olanlara bir bakalım. Sportif başarısızlık ortada. Futbol takımına harcanan paralar ortada, biz Lucescu'nun 2 senesindeki kadroyla şampiyon olup, Avrupa'da başarılı olmuştuk. Şimdiki halimize bir bakın!

Basketboldaki forma skandalı ayrı bir yüz karası. Bu konuda Adnan Polat'ın günahsız olduğu söyleniyor. Peki size soruyorum, çalıştığınız şirkette yaşanabilecek olası bir skandalda, ilk kafası kopartılacak kim olurdu? Tabi ki genel müdür! E o zaman, Adnan Polat'ın bu suçsuzluğu da nereden geliyor?

En kritik anlarda, büyük hatalar yapan yine Polat yönetimi değil midir? Geçen yıl stoper yokken Meira'yı satan, bu yıl forvetsiz kalmışken Nonda'yı takımdan uzaklaştıran kimdir acaba?

Adnan Öztürk'ün kafatasçı bir liseci olduğu söyleniyor. Bu gerçek olmuş olsaydı, Adnan Polat'ın bile yönetimine düşünmediği Abdülrahim Albayrak'ın Öztürk yönetiminde ne işi vardı ?

İşte sırf bu sebeplerden bile Adnan Öztürk'e oy vermiş olunabilir. Ayrıca, Lisemizin bir duruşu vardır. O duruşa yakışan liderle yola devam edilmelidir kesinlikle ...

Alaylı Galatasaraylı Gözünden Mevzu

Bu Liseci arkadaşların tamamının tek bir hedefi vardır; kulübü başkalarına teslim etmemek. En büyük politikaları 'Küçük olsun ama benim olsun'dur. Ancak, özellikle 2000 senesindeki başarılardan sonra, kulüp Mekteb-i Sultani'nin amatör futbol takımı hüviyetinden çıkmış, ülkenin en popüler markası haline gelmiştir.



Bu arkadaşların, bize tahammülü yoktur. Rahmetli Özhan Canaydın dönemini düşünün. Kendisi 2002'de kulübün başına geçtiğinde, futbol takımı Avrupa'nın sayılı ekiplerindendi. Sadece 2 yıl önce Avrupa'dan çift kupayla dönmüştü, 2001'de ise Şampiyonlar Ligi'nde çeyrek final heyecanı yaşamıştı. Fakat Canaydın, dönemin başarılı hocasını gönderdi, yerine Terim'i getirdi. Bu da sonun başlangıcı oldu belki de.

Ayrıca Galatasaray taraftarı için efsaneleşmiş isimler olan, Terim, Hagi, Adnan Polat; Canaydın'ın seçim malzemesi oldular ne yazık ki. Şimdi soruyoruz, bu başarısızlıkları ve hataları, lise mezunu olmayan başka bir başkanda görmüş olsalardı, acaba kaç ay koltuğunda kalabilirdi? Canaydın tam tamına 6 yıl bu kulübün başkanlık koltuğunda oturdu. Varın siz düşünün gerisini.



Kendilerine yonttukları bir seçim sistemi vardır ortada. Eğer Galatasaray Liseli isen, ya da GS Üniversitesi'nden mezun isen, herhangi bir bağışa gerek kalmadan kulübe üye olabiliyorsun. Şimdi soruyorum, Galatasaray aşkı, ya parayla ya da kerat cetveliyle elde edilebilen bir olgu mudur? Pardon, biri insan hakları mı dedi?

Anlamaları gereken, kulübün artık milyonlara mal olduğudur. Kombineyi alan ben, resmi GSM operatörünü kullanan ben, her yıl tüm formalardan alan ben, her maçta boğaz patlatan ben, kulübün resmi kredi kartıyla dünyaları satın alan ben; ancak kulübü yöneten sen. Yok öyle yağma!

Görüldüğü üzere, her iki taraftan da durum haklı sayılabilir. 2 tarafın da belirttiği nesnel sorunlar ortadadır, ancak daha kötüsü, aynı camiada gerçekten 2 ayrı taraf olduğunu görmektir..