İspanya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
İspanya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Temmuz 2012 Perşembe

Triple Double !

  2012 Avrupa Şampiyonası'nın başladığı gün sokaktan 100 kişi çevirseydik ve onlara ' İspanya şampiyon olur mu?' diye sorsaydık, 96'sı 'olur' diye yanıtlardı diye tahmin ediyorum. Ancak yarı final maçlarından sonra bu yüzdenin yarı yarıya düştüğünden de adım gibi eminim. Final maçına kadar tiki taka'ları ile tüm Dünya'yı çıldırtan İspanya, finaldeki muhteşem oyunu ile şampiyonada finale gelene kadar oynadığı 5 maçın final maçına hazırlık olduğunu cümle aleme gösterdi. Buyrun şampiyonanın 'en'lerine beraber bakalım:



En İyi Takım: İspanya

 Son üç büyük turnuvanın şampiyonu İspanya, tarihin gelmiş geçmiş en iyi takımı olduğunu gösterdi. Turnuva başında Barçalı ve Real Madrid'li oyuncuların yaşadıkları ufak sorunlar çabuk halloldu ve final maçındaki harkulade performansla tarihe geçtiler.

Turnuvanın Süprizi: İtalya

 Tüm otoriteler İspanya-Almanya finali beklerken, onlar yarı finalde Almanya'yı geçtiler ve finale geldiler. O tahminci otoritelerin bile kadrosunu ezbere sayamadığı İtalya, Prandelli önderliğinde harika bir iş çıkardı.

 Turnuvanın Hayal Kırıklığı: Hollanda

 İç çekişmeleri, kötü hoca yönetimi ile ölüm grubunu puansız kapatıp evlerine erken döndüler. Çanlar portakalar için brütel şekilde çalıyor !

Turnuvanın Centilmeni:  Iker Cassilas

 Finalin uzatma dakikalarında, asistan hakeme 'rakibe saygı, maçı bitirin' diyen İspanyol centilmeni Iker'e on numara beş yıldız verdik Bandiera's Blog olarak.

Turnuvanın En Güzel Golü:  Zlatan Ibrahimovic , vs. Fransa

http://www.youtube.com/watch?v=3ckNKehCoOU




Turnuvanın En İyi 11'i:

   Buffon

  Lahm
  Hummels
  Pique
  Coentrao

  Silva
  Pirlo
  Veloso
  Iniesta
  Ronaldo

 M. Gomez
   

11 Temmuz 2010 Pazar

Yarı Finaller

Öncelikle şunu söyleyelim, yarı finalleri yazmak için bir kaç gün bekledik ki büyük finale yönelik de bir bakış atalım yarı final maçlarıyla birlikte. O nedenle büyük finale saatler kalmışken yayınlıyoruz yazımızı.

Hollanda - Uruguay


Her turnuvanın daimi kaybedeni, ancak gönüllerin şampiyonu Hollanda bu kez Uruguay'ı geçti ve finale çıktı. 74 ve 78'te Neeskens'li, Cruyff'lu takımın oynadığı ve birinde Almanya birinde Arjantin'e kaybetmeleriyle kaçırılan şampiyonluklar, oynadıkları göze hoş gelen total futbol yıllardır onlara sempati beslememizi sağlıyordu. Baktığımızda 88'deki Avrupa şampiyonluğundan başka bir başarısı olmayan bir takıma karşı nedir bu hayranlık bilmiyorum ama heralde hep kaybedenin tarafı olmamızla ilgili bir durum. Yıllarca göze hoş gelen futbol oynayıp hiç bir başarı kaydedemeyen Hollanda bu sefer çok farklı bir imajda, yıllardır hasret olduğu yerde. Son finalist takımın en değerli oyuncularından Neesekens durumu, ''Benim 1974 ve 1978'de yer aldığım takım daha göze hoş gelen bir oyun sergilerken, bugünkü ekip sonuca yönelik bir futbol oynuyor.'' diyerek özetliyor.

Maça gelirsek, Uruguay da Hollanda da maça fazlasıyla kontrollü başladı, öyle de devam ediyordu ki henüz 18. dakikada bütün o dengeler bozuldu. 18. dakikada Van Bronckhorst topa öyle vurdu ki o an sanırım herkesin aklına Comandante'nin Monaco'ya attığı gol geldi, tabi bir de hocaların hocası Metin Türel'in Ersun Yanal'a söylediği söz, ''Hagi sana 40 metreden bir çakar; nereye koyacağını bilemezsin o istatistikleri." Hagi çıkar yerine Gio'yu koy, Uruguay için durum aynen böyleydi. Daha sonra maç yine dengede giderken bu kez sahneye turnuvanın en değerli oyuncularından Forlan çıktı ve ceza sahası dışından vurduğu top, Stekelenburg'un da hatasıyla ağlara gitti ve Uruguay belki kendisinin de hiç beklemediği bir anda eşitliği yakaladı, içeriye de öyle gitti.

İkinci yarı da çok farklı başlamadı, yine kontrol futbolu, yine mücadeleci bir futbol. Bu kez farkı yaratan yıldız faktörü oldu. Sneijder ipleri biraz eline aldı, Robben oyuna biraz dahil oldu, Hollanda ofsayt kokan bir pozisyonda golü buldu, öne geçti. Ardından turnuvanın en güzel gollerinden birini kaydetti Robben ve takımını rahatlattı. Maçın gidişatını yalnız biz değil hocalar da kabul etmiş olacak ki, Van Marwijk Robben'i, Tabarez de Forlan'ı oyundan aldı. Fakat Uruguay'ın bir sürprizi vardı 90+1'de Maxi Pereira'nın golüyle skoru 3-2'ye getirdi Uruguay ve son 2 dakikayı bize nefes nefese izletti. Uruguay golü bulamadı kalan sürede ama bize heyecanlı bir 2 dakika yaşatmaya yetti bu çabaları.

Uruguay turnuvaya ciddi anlamda renk kattı, çeyrek finalde Suarez'in 1 dakika içinde 'write the future' çekmesi, Forlan'ın müthiş futbolu, ondan öte liderliği bu takımı sevdirdi bize, ki zannediyorum, pek çok kişi son 2 dakikayı ayakta izledi ve Uruguay'ı destekledi hem de rakip hep o çok sevdiğimiz Hollanda olmasına rağmen.

Hollanda turnuvanın geride kalan kısmında hiç Hollanda gibi oynamadı hatta Brezilya maçında ilk golü bulduktan sonraki kısım hariç kötü oynadılar dahi diyebiliriz onlar için ama buna rağmen yollarının nispeten daha kolay olmasının avantajını da kullanarak finale kadar uzandılar. Finalde rakip, bugüne kadar karşılaştıkları en iyi takım olacak. İspanya karşısında, zor da olsa onların orta sahadaki pas bağlantılarını minimuma indirmek ve ayaklarındaki topun değerini değerini bilmek zorundalar.

İspanya - Almanya


Açıkça söyleyeyim turnuva başlamadan önce, biri çıkıp bana, Hollanda finale çıkacak, üzüleceksin; Almanya elenecek ona da üzüleceksin, dese pek hoş şeyler söylemezdim o arkadaşa. Ama aynen bunu yaşadım yarı finallerde. O eski desteklediğim Hollanda'yla her daim nefret ettiğim Almanya sanki yer değiştirmişti. Almanlar yarı finale kadar takır takır top oynayıp hem İngiltere hem de Arjantin'i 4 golle ezip geçerek gelmişti çokça eleştirilen, fakat tartışmasız turnuvanın en iyi kadrosu İspanya'nın karşısına. Pek çoklarına göre, bir anlamda erken finaldi bu maç.

İlk yarı pek çokları için sıkıcı geçmiş gibi görünse de benim gibi pasa bayılan bir adam için o kadar da kötü değildi açıkçası. İspanya topu aldı, pas yaptı, pas yaptı, arada bir kaybetti ama gitti aynen geri aldı ve tekrar pas yaptı. İspanya karşısında iki tip savunma olduğundan bahsetmiştik hep. Almanya'nın tercihi, İspanya'nın futboluna mahkum olmak ve İspanya'nın onları geri doğru itmesine razı olmak oldu, yada bu bir tercih miydi, açıkçası İspanya belki ilk defa İspanya gibi oynayınca Almanya teslim oldu da diyebiliriz belki bu duruma. İlk yarı tamamen İspanya'nın dominasyonunda geçti fakat tek pozisyonları David Villa'nın karşı karşıya kaçırdığı top oldu. Maç sonunda Pique '' bazen topu dolaştırmaya öyle bir dalıyoruz ki şut çekmeyi unutuyoruz'' diyerek durumu çok iyi açıkladı aslında.

İkinci yarıda benzer bir biçimde İspanya'nın kontrolünde başladı ama tek bir fark vardı. Muhtemelen devre arasında, Nevzat Demir'in deyimiyle 'Yeniköy Kasabı'nın da uyarısıyla, Xabi Alonso önderliğinde şut atmayı hatırladı İspanya. Çok zorladılar Almanya'yı ve sonucunda beklenmedik bir şekilde de olsa kornerden buldular golü. Uzun Alman savunmasının arasından kaptan Puyol çıktı ve gemisini kurtardı. İlerleyen dakikalarda Almanya ne kadar yüklenmek istediyse de İspanyollar pas yapmaktan, topa sahip olmaktan hiç vaz geçmediler ve Almanlar'a pozisyon dahi vermediler, kendileri yakaladıkları kontra ataklardan da sonuç alamayınca 1-0'lık skorla sonuçlandı maç.

Sürekli koşan, sürekli basan, bununla birlikte topa da sahip olan Alman orta sahası gerek İngiltere gerekse Arjantin'in orta sahasını teslim alıp takımlarına galibiyeti getirmişlerdi. Bu maçta da koştular, ama sadece koştular. İspanya onlara topu hiç vermedi, kendisinin istediği oyunu oynadı, kolay diyebileceğimiz bir galibiyet aldı ve adını finale yazdırdı. İspanya büyük finalde de her zamanki İspanya gibi oynayacak topa hükmedecek ve bıkmadan, usanmadan pas yapacak. Kaptan Puyol da Almanya maçı sonunda ''Hollanda'ya karşı da aynı oyunu oynayacağız, zaten biz bundan başka oyun bilmiyoruz''diyerek bunu gösteriyor zaten bize.


Büyük finalin adı belli oldu: İspanya - Hollanda

6 Temmuz 2010 Salı

Çeyrek Finaller - 2.Gün

Almanya - Arjantin


Zayıf grubunda hiç zorlanmadan 3 maçını kazanan, ardından 2. turda Meksika karşısında sıkışabilecek bir maçı hakemin yardımıyla rahat geçen Arjantin'in foyası Almanya karşısında meydana çıktı. 4-2-3-1'i kusursuz oynayan tam bir sistem takımı Almanya karşısında sistemi sistemsizlik olan Arjantin sürklase oldu ve sahadan 4-0 gibi bir hezimetle ayrıldı. Maçın henüz başında Almanlar golü bulunca zaten dengesiz Arjantin iyice telaşa kapıldı ve orta saha teslimiyetini iyice Almanlara kaptırdı. Bunun devamında ortaya çıkan sonuç bir anlamda kaçınılmazdı. Aslında maçın 2. dakikasında o gol olmasaydı sonuç bu olur muydu sorusunu geliyor hemen akıllara, bunu hiç bir zaman öğrenemeyeceğiz belki ama sonucun daha farklı olacağını, ben, pek zannetmiyorum açıkçası.

Futbol tarihinin en büyük futbolcusu Maradona veliahtı olarak gösterilen Messi'ye çok güvendi, onun üzerine kurmaya çalıştı belki takımı ama bunu yaparken onu kendisini en rahat hissettiği yerden sağ çizgiden koparıp aslanların arasına attı, Schweinsteiger de Messi'yi o kalabalıkta yok eden cellat oldu ve tek seçeneği bireysel yetenekli oyuncularının dribblingleriyle hücum üretmek olan Arjantin'e bu yollar da tıkandı, zaten rezalet savunmasının yanında üretkenliği de sıfırın altına indi. Sonuç olarak 10'lar turnuvaya veda etti ve geride bize en azından Maradona'yı bir kez daha en yakıştığı yerde kenarında da olsa yeşil sahalarda görmenin hazzını bıraktı.

Almanya ise her zaman olduğu gibi yine favori başlamadığı bir turnuvada yarı finali buldu. Hem de bu sefer hayattan bıktıran statik futbollarıyla değil, futbolun gerek savunmada gerek hücumda tüm doğrularını uygulayarak devam ediyorlar şampiyonluk yürüyüşlerine, hem de yürüdükleri yol öyle bir yol ki eğer zafere ulaşabilirse bir seri katil gibi arkalarına dönüp baktıklarında dev leşler bulacaklar. Önce turnuvanın en zor iki grubundan birini lider tamamlayıp ardından İngiltere, Arjantin, İspanya ve muhtemelen Hollanda gibi bir yolu geçerek böyle bir zafere ulaşmanın değeri bir kat daha fazla olacaktır heralde. Onlar için yarı finalde en büyük şanssızlık turnuvada en fazla verim aldıkları Müller'den sarı kart cezası nedeniyle faydalanamayacak olmaları.

Almanya (4-2-3-1):
Neuer - Lahm, Mertesacker, Friedrich, Boateng (72' Jansen) - Schweinsteiger, Khedira (77' Kroos) - Müller (84' Trochowski), Mesut, Podolski - Klose

Arjantin (4-3-1-2):
Romero - Otamendi (70' Pastore), Demichelis, Burdisso, Heinze - Mascherano, Maxi Rodriguez, Di Maria (75' Agüero) - Messi - Tevez, Higuain

Goller: Müller (3'), Klose (68', 89'), Friedrich (74')

İspanya - Paraguay


Gruplarda ilk maçlar itibariyle çok korkmuştuk tarihin en kötü turnuvasını izliyoruz diye ama özellikle gruplardan sonra müthiş maçlar, müthiş hikayeler izledik ve bir anda tarihin en iyi turnuvası mı oluyor acaba demeye başladık. Bu maç da tıpkı turnuvanın kendisi gibiydi. Çok kötü, çok sıkıcı başladı maç ama hepsi ayrı bir film konusu olabilecek 3 çeyrek final maçının finali olmaya yakışır bir şekilde devam etti. Neredeyse pozisyonsuz geçen maçta Pique'nin durduk yerde Paraguay'a penaltı kazandırmasıyla değişti maçın seyri, film de burada başladı aslında, Cardozo penaltıyı kaçırdı. 3 dakika sonra bu kez penaltı noktasına giden Xabi Alonso'ydu, Alonso golü attı, ama hakem saymadı ikinci atıştaysa bu kez Villar iyi uzanıp çıkarıyordu penaltıyı. Sadece o 3 dakika bile futbolu niye sevdiğimizi gösteriyordu bize. 2 ayrı takım, 2 ayrı ulus önce aynı sevinci ardından aynı hüznü yaşıyordu. Müthiş bir dramaydı açıkçası. Bütün bunların ardından uzatmaya göz kırpan maçta Fabregas ve Pedro'nun oyuna dahil olmasının da katkısıyla, İspanya David Villa'nın ayağından bulduğu golle maçı kazandı ve yarı finalde Almanya'ya rakip oldu.

İspanya karşısında Paraguay'ın önünde 2 tane örnek vardı. Biri İsviçre, diğeriyse Şili. Birisi İspanya'nın pas yapmasına müsaade edip topun arkasına geçmiş ve İspanya'yı bekleyerek mağlup etmiş. Diğeriyse İspanya'ya önde baskı yaparak pas kanallarını bozmayı amaç edinmiş ama savunma kontrolünü unutmuş ardından bir kaleci hatası ve kırmızı kartla boyun eğmişti İspanya'ya. Paraguay'sa sanki bu iki oyun tarzını birleştirerek başladı maçai önde bastılar, pas yaptırmamaya çalıştılar ama savunmayı da unutmadılar, sistemleri tuttu, istediklerini alabilecek duruma geldiler ama sonunu getiremediler.

2008'de Avrupa Şampiyonu olan İspanya ve 2010 İspanya... Kadrolara bakacak olursak David Silva ve Marchena'yı çıkar Busquets ve Pique'yi koy aynı takım. Ama gel gör ki, o takımın oynadığı futbolu bir türlü oynayamıyor İspanya. Fernando Torres için İspanya'nın başının en büyük belası desek, bu turnuva için pek de yanılmış olmayız heralde. Del Bosque onu kesmiyor ve onu kesmemek uğruna müthiş uygulayabileceği 4-2-3-1'den vazgeçiyor. Oysa ki elinde bu sistemi oynamaya çok alışık ve çok iyi oynayabilecek oyunculardan kurulu bir kadrosu mevcut. İlginç bir 4-2-2-2 sistemiyle oynuyor İspanya ama ne zaman ki oyuncu değişiklikleri başlıyor David Villa öne çıkıyor, Fabregas giriyor İspanya maçları çözüyor. Del Bosque zannediyorum ki, Almanya karşısında Torres'i 11'de kullanmayacaktır. Almanya karşısında Casillas'ın dediği gibi 'tarihlerinin en önemli maçı'na çıkacakalar ve bu bilinçte oynarlarsa çok formda Almanya'yı da geçebilecek güçteler.

İspanya (4-2-2-2):
Casillas - Ramos, Puyol(84' Marchena), Pique, Capdevilla - Xabi Alonso (75' Pedro), Busquets - Xavi, İniesta, David Villa- Fernando Torres (56' Fabregas)

Paraguay (4-4-2):
Villar - Veron, Da Silva, Alcaraz, Morel Rodriguez - Riveros, Caceres (84' Barrios), Santana, Barreto (64' Vera) - Valdez (72' Santa Cruz), Cardozo

17 Haziran 2010 Perşembe

DÜNYA KUPASI 2010 -6. GÜNÜN ARDINDAN-

Şili - Honduras


Turnuvanın en tempolu, en zevkli maçı oldu Şili - Honduras mücadelesi. Bizimle oynadıkları hazırlık maçından biliyorduk Honduras'ı, orda çok kötü bir görüntü çizmişlerdi, ki bu maçta en önemli kozları Suazo da yoktu, o nedenle pek şans tanımıyordum Honduras'a. Rakipse dünya futbolunun halen salt hücum düşünen ender takımlarından Şili'ydi. Şili beklediğim gibi çıktı, çatır çatır topunu oynadı, o kötü dediğimiz Honduras'sa turnuvanın diğer zayıf takımlarının aksine elinden geldiğince topunu oynamaya çalıştı, ama gücü yetmedi. Sonuçta bu iki takım bizlere beklediğimiz, istediğimiz futbolu izlettirdiler. Şili bir tane attı ama pek çok net gol pozisyonundan sonuç alamadı, Udinese'nin kanat oyuncusu Alexis Sanchez'in nefis futbolu da hafızalara kazıldı.

İspanya - İsviçre


''Arka arkaya 40 pas yaparsanız top kendiliğinden kaleye girer'' demiş futbolun filozofu Johan Cruyff. Zamanla total futbolun da en önemli kalelerinden biri olmuş bu söz. Daha sonra başına geçtiği Barcelona'nın yapısında da temel edinmiş bu prensibi dünya futbolunun sarı faresi.

Dün gördük ki, aynen bu prensibi temel edinmiş bir İspanya takımı vardı sahada. Barcelona'nın kopyası gibi oynuyorlardı. İlk yarı boyunca İspanya sürekli pas yaptı, hiç vermedi topu İsviçre'ye. Rakipteyse bir kopya daha vardı Mourinho'nun İnter'i, Hitzfeld'in İsviçre'si oluvermişti. Savunma prensiplerini İspanya'nın bitmek tükenmek bilmeyen paslarını kesmek üzerine değil, 2.bölgede yapılan bu pasların 3. bölgeye taşınmasına engel olmak üzerine kurmuşlardı, 10 kişi topun arkasına geçip İspanya'yı bekliyorlardı, uygulamaya çalıştıkları bu taktik sonucunu da verdi. Pique ve David Villa'nın(Barcelona) ayağından İspanya'nın girdiği 2 pozisyon vardı sadece ilk yarıda. David Silva'nın(Valencia) kötü futbolu da bu pozisyon kısırlığının önemli sebeplerindendi. İkinci yarının başında yine değişen bir şey yoktu. Yine İspanya pas yapıyor, İsviçre izliyordu. Lakin hiç beklenmeyen bir şey oldu ve 52. dakikada kaleci Benaglio'nun(Wofsburg) auttan şişirdiği topu N'Kufo indirdi(Twente), önce Eren'in(Leverkusen) sonra da Gelson Fernandes'in (Saint-Etienne) önüne düşen top, Fernandes'in ayağından ağlarla buluştu. İspanya oyun stilini bozmadan devam etti gol aramaya, Torres de girdi ilerleyen bölümde oyuna ama bir türlü aradığı golü bulamadı İspanya. 40 değil belki 1040 pas yaptı İspanya ama bir türlü o topu 3 direğin arasından geçiremedi. İsviçre yine gol yemeden bir maç tamamladı, gerçekten çok sağlam bir defans kurguları var. Sonuç olarak İsviçre gruptan çıkma yolunda çok önemli bir adım attı. İspanya ise önemli bir darbe aldı, 2.lik halinde Brezilya ile eşleşme ihtimalleri çok çok yüksek bir nevi henüz 2. turda bir erken final olasılığı belirdi ufukta.

Uruguay - Güney Afrika


Gruplarda ikinci ayaklara geçilirken ilk maçı Uruguay ve ev sahibi Güney Afrika oynadı. Takım olan Uruguay zayıf Afrika'yı rahat geçti, Forlan'ın(A.Madrid) 24. dakikada uzaktan nefis şutuyla bulduğu golle skoru yakalayan Uruguay, rakibine hiç pozisyon vermedi ve çok rahat bir maç çıkardı, yoluna kazasız devam etti, ev sahibi avantajı falan desek de Güney Afrika'nın gücü ancak bu kadarına yetti.