Galatasaraylı taraftarların önemli buluşma mecralarından biri olan Galatasaray Sözlük, yeni neslin hararetli tartışmalarının yanı sıra, tribünlerin güzel abilerine de ev sahipliği yapıyor. Cem Davran, Captanomuz Uğur abi ve Behzat Uygur gibi büyüklerimiz, zaman zaman güzel anılarla bizleri yaşayamadığımız geçmiş günlere götürürken, kulüp efsanelerini daha yakından tanımamıza vesile oluyorlar. Aşağıda sevgili Behzat Uygur'un kendi kaleminden efsane çalıştırıcı Jupp Derwall ile ilgili anılarını bulacaksınız.
"Genç takımdayken fiziğime bakarak sürekli stoper oynatılıyordum. E haliyle fizik iyi olunca, ezbere bir şekilde ilk önce düşünüldüğüm mevkii stoper oluyordu. Laf aramızda hava toplarında da biraz zayıfım ama bugüne kadar kimse bununla ilgili bir şey söylememişti bana. Fizik iyi işte, yaz Behzat’ı stopere…
Bir gün amatör takımın antreman maçından sonra maçı izleyen Jupp Derwall beni yanına çağırdı.
Hemen yanı başında da Ahmet Hoca (Akcan) vardı yardımcı antrenör olarak. Tabii heyecanla ağzından çıkacak cümleleri bekliyordum. Bekleyiş çok uzun sürmedi. Uzun yıllardır kimsenin göremediği, ya da görüp de söylemediği bir şeyi söyledi bana. Stoper olarak iyisin ama hava toplarında zayıfsın. Derhal sarkaç topla birlikte çalışmaya başla. Her gün en az 1 saat ekstra çalışacaksın. Daha sonra da ben seni santrafor olarak göreceğim…
Hemen burada size başka bir detay vereceğim. İşte klasik Türk futbolcusu zihniyeti. Bir süre o heyecanla çalıştım ama kronik sorunumuz olan tembelliği aşamadım ve ekstra çalışmalarıma ara verdim. Haliye hava toplarında hep eksik kaldım.
Tatlı yüzlüydü. Gençlerle sürekli ilgilenirdi ve bunu şimdiki bazı teknik direktörler gibi kerhen yapmazdı. Tebessümünü esirgemeden, bunu kendisinin işi olduğu için, hatta işinden de öte, bir yaşam tarzı olarak görüp, aşk benimsediği için hiç çekinmeden yapardı. Florya da çok değişti. O dönem ile şu an arasında kocaman farklar var.En basiti, toprak sahadan çim sahaya geçişimizde de kendisinin büyük emeği vardır. Bu da zaten Derwall’li Galatasaray devriminin ilk aşamalarıydı.. Hiçbir detayı atlamazdı. Bütün genç takım, yıldız takım maçlarına vakit ayırır ve ilgilenirdi. Bunların hiçbiri boşuna değildi, Derwall’li devrim meyvelerini verdi. Derwall’in Florya’ya açılan penceresinin hemen akabinde Galatasaray da Türkiye’nin Avrupa’ya açılan penceresi oldu.
Tabii ki Derwall Hocamızdan bahsedip de Mustafa abiyi (Denizli) anmadan geçersek hiç hoş olmaz.
Mustafa abinin ilk antrenörlük yaptığı yer Galatasaray amatör takımıdır. Ben de o takımın oyuncusuyken sık sık ‘’ Behzat bir takım yap da oynayalım’’ derdi. Ben bir takım kurardım hemen. Kendisi de karşı takıma geçerdi ve o antreman maçı esnasında daha oynarken anlatmaya başlardı her şeyi. Yani hem oynar, hem öğrenirdik. Bizim Denizli’den öğrendiğimiz gibi, kendisi de Derwall’den birçok şey öğrendi.
Yazımın başında belirttiğim gibi, bu iki insanın bizim tiyatro yaşantımıza da çok büyük etkisi olmuştur. Yıllar boyunca sahnelerin tozunu yutarken, oyunu nasıl sahneye koyacağımızı, oyuncu arkadaşlarımızla nasıl paslaşacağımızı hep kendilerinden bize ilham olan detaylardan esinlenerek uyguladık. Aramızdan ayrılışının 7. yılında kendisini elimden geldiğince anlatmaya çalıştım. Anlatabildiysem ne mutlu bana. toprağın bol olsun hocam. Efsaneler asla unutulmaz."
Yazıyı burada paylaşmamız için bize izin veren sevgili Galatasaraylı Behzat Uygur'a teşekkür ederiz.
futbol etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
futbol etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
21 Ağustos 2014 Perşembe
19 Temmuz 2014 Cumartesi
Galatasaray 2014/15 Formaları
http://www.galatasaray.org/gspazarlama/haber/20682.php
http://www.fcnblog.com/2009/07/2288-ve-mor-forma.html
Yukarıdaki ilk link bu sezonki formalarımızın tanıtım yazısı. İkincisi de mor formamızın FCNBlog'da yayınlanan hikayesi. Kulüp de asaletten, ruhtan girip, Galatlar'dan çıkmıştı o formaları tanıtırken, bulamadım şimdi linki. Arkadaş biz her yıl zaten alıyoruz bu formaları da, nedir bu vıcık vıcık pazarlama taktikleri? Hangi taraftar bu laflardan etkileniyor da alıyor artık? Her yıl Metin Oktay'ı anmaktan bıkmadınız formaların çıktığı tarihte?
Şu cümle siteden alıntı:'Av sezonu başlıyor. Galatasaray’ın yeni formasında kulübün başarılarla dolu tarihinden ve mirasından esinlenildi.'
Bana biri açıklayabilir mi formaların tam olarak hangi noktasında miras var? Tarihten esinlenme 3 parçalıyı mı doğurdu? Tamam farklı alternatiflere hayır demiyorum. Onun meraklısı da var. Ama bu kendini sürekli tekrar eden Metin Oktay ruhu, asalet, başarı etiketlerinden beslenmeyin artık, zira tükettiniz.
Formalara gelince, şahsi fikir olarak 3 parça yerine klasik parçalıyı tercih ederim, onu pek beğenmedim. Beyazın sadeliği hoşuma gitti.
Bitirmeden; beyaz forma için Galatasaray'ın 2000 yılında giydiği ilk beyaz formadan esinlenildi denmiş. Bunu ya yazanın yaşının yetmemesine, ya Galatasaray tarihini iyi bilmemesine ya da yine pazarlama stratejisine bağlıyorum. Çünkü forma 2000'dekinden çok Neuchatel sezonunun beyaz formasını andırıyor. Hedef kitlenin yaşı 2000'i hatırlamaya daha elverişli diye bunu kullanmış olabilirler. O da olmamış.
http://www.fcnblog.com/2009/07/2288-ve-mor-forma.html
Yukarıdaki ilk link bu sezonki formalarımızın tanıtım yazısı. İkincisi de mor formamızın FCNBlog'da yayınlanan hikayesi. Kulüp de asaletten, ruhtan girip, Galatlar'dan çıkmıştı o formaları tanıtırken, bulamadım şimdi linki. Arkadaş biz her yıl zaten alıyoruz bu formaları da, nedir bu vıcık vıcık pazarlama taktikleri? Hangi taraftar bu laflardan etkileniyor da alıyor artık? Her yıl Metin Oktay'ı anmaktan bıkmadınız formaların çıktığı tarihte?
Şu cümle siteden alıntı:'Av sezonu başlıyor. Galatasaray’ın yeni formasında kulübün başarılarla dolu tarihinden ve mirasından esinlenildi.'
Bana biri açıklayabilir mi formaların tam olarak hangi noktasında miras var? Tarihten esinlenme 3 parçalıyı mı doğurdu? Tamam farklı alternatiflere hayır demiyorum. Onun meraklısı da var. Ama bu kendini sürekli tekrar eden Metin Oktay ruhu, asalet, başarı etiketlerinden beslenmeyin artık, zira tükettiniz.
Formalara gelince, şahsi fikir olarak 3 parça yerine klasik parçalıyı tercih ederim, onu pek beğenmedim. Beyazın sadeliği hoşuma gitti.
Bitirmeden; beyaz forma için Galatasaray'ın 2000 yılında giydiği ilk beyaz formadan esinlenildi denmiş. Bunu ya yazanın yaşının yetmemesine, ya Galatasaray tarihini iyi bilmemesine ya da yine pazarlama stratejisine bağlıyorum. Çünkü forma 2000'dekinden çok Neuchatel sezonunun beyaz formasını andırıyor. Hedef kitlenin yaşı 2000'i hatırlamaya daha elverişli diye bunu kullanmış olabilirler. O da olmamış.
29 Nisan 2014 Salı
Galatasaray 2014/15
Sözleşmesi bitenler:
Aykut, Ufuk, Sabri, Burdisso, Ceyhun, Emre, Drogba, Elmander
Kaleciler:
Muslera'nın sözleşmesi sürüyor, kendisi de sürekli burada mutlu olduğunu açıklıyor. Dünya Kupası ise onun için muazzam bir vitrin. Bu denli iyi bir kaleci, piyasası olan bir kaleci kupa sonrası birçok devin listesine girebilir, kafası karışabilir. İki yıla güvenmeden sözleşmesini uzatmak gerek. Yedek kalecilerden Aykut ve Ufuk'un sözleşmesi bitiyor. Ufuk tercih edilip sözleşmesi uzatılır diye düşünüyorum. Eray ise gelen fırsatı iyi değerlendiremese de henüz erken kulüpten ayrılması için. 3. kaleci olarak devam edecektir. Tekrar neden alındığı bilinmeyen Aykut ise bu kez kulüpte son günlerini geçiriyor tahminlerime göre.
Savunma:
Mevcut kadroda sağ bek için dört opsiyon yer alıyor: Eboue, Veysel, Sabri, Salih. Bek pozisyonu için haddinden fazla seçenek var sanki. Bunlardan yalnızca Sabri'nin sözleşmesi bitiyor, fakat kendisinin de çok emin olmadığı ama oynadığı maç sayısı sayesinde otomatik olarak bir yıl uzamış olabileceği yönünde bir beyanatı var. Henüz federasyona böyle bir vize işlemi gönderilmedi. Bu pozisyon için radikal bir karar alabilir Galatasaray. Eboue, gerek istikrarsızlığı, gerek eksik mücadelesiyle bu sezon olumsuz anlamda çok dikkat çekiyor. Üstelik yabancı kontenjanında sıkıntı çekilirken bu kadar alternatifli bir bölgede tercih yapmak çok da mantıklı değil. Sözleşmesinin son yılında. Mancini kalırsa, İngiltere'den de tanıdığı bu oyuncu tutmak isteyebilir. Onun dışında Rusya, Katar gibi ülkelerin yanı sıra Premier Lig'in alt sıralarındaki takımlar için de tercih olabilir Eboue. Veysel'in gelecek sezon sağ beke ambargo koyacağını tahmin ediyor ve büyük çıkış yapmasını bekliyorum. Sabriyle birlikte götürürler orayı. Salih ise hem oraya, hem sola, hem de ortaya bir alternatif olsa da kulüpte geçirdiği yarım sezonda Galatasaray oyuncusu olduğu izlenimini veremedi malesef.
Savunmanın ortası yine oldukça kalabalık, ama takviye istiyor. Chedjou, Burdisso, Semih, Koray, Gökhan'ın yanı sıra bu sezon çoğunlukla burada giyen Hakan Balta bölgenin alternatifleri. Ayrıca şu an Beşiktaş'ta kiralık olarak forma giyen Dany dönecek. İki formanın verildiği ve istikrarın olmazsa olmaz olduğu bu mevkide Burdisso en zayıf halka, zaten kiralık, kesin olarak gönderilecektir. Keza Beşiktaş'ta da iyi bir performans sergileyemeyen Dany, Anadolu takımlarına kiralık ya da uygun bir bonservisle gidebilir. Böylece kontenjandan da iki yabancı eksilir. Her ne kadar Chedjou'nun yerine daha üst düzey bir transfere ihtiyaç olsa da, son yıllarda transfere su gibi para akıtan Galatasaray, bu kez ağırdan alabilir, transfer yapmayabilir bu bölgeye. Tamamen gelecek hocanın talepleri doğrultusunda olacak bu tercih. Semih, Koray, Gökhan, Chedjou(ya da daha kaliteli bir yabancı) ve ayrıca Hakan Balta, Ceyhun gibi opsiyonlarla bu bölge sezona girecektir. Şampiyonlar Ligi'ne direkt katılım durumu da kararda etkili olur.
Sol bek uzun yıllar sonra kulübün en net bölgesi. Alex Telles parlamaya hazır, yeri garanti. Hakan Balta tecrübesiyle iyi bir yedek olarak götürürler ligi. Olası sakatlık durumda Salih ve Sabri de bu bölgeyi yedekler.
Orta Saha:
Orta sahanın ortası, bu sezon geçen senelerdeki istikrarını bir türlü yakalayamadı. Bunda Selçuk'un form düşüklüğü en önemli etken. Kupada sona kadar gidilmesi, lig ve Şampiyonlar Ligi derken hiç dinlenme fırsatı bulamadan kariyerinin en yoğun sezonunu geçirdi. Üstelik kulüpteki mental sorunlardan da Burakla birlikte en çok etkilenen oyuncu oldu. Melo ise dünya kupası hedefiyle birlikte olağanüstü bir sezon geçirdi. İlk yılı kadar skora katkısı zaten beklenmiyordu. Bu oyuncular dışında zaman zaman Ceyhun parlasa da tek yönlü oyunu dezavantajı oldu. Savunmada iyi ama hücumda çok hareketsiz ve ağır kalıyor. Dikine az oynuyor ve özgüvenini toparlayamadığından en güçlü yönlerinden biri olan şut opsiyonunu hiç kullanmıyor. Mancini kalması halinde üçlü orta sahaya devam edecektir. Kalmazsa da yeni gelecek hoca yalnızca Selçuk ve Melo ile de tutabilir bu bölgeyi. Fakat arkalarında illa bir oyuncu kullanılacaksa, ben gelecek sezon savunma önü için oyun zekasıyla Galatasaray'ın Gerrard'ı olabilecek Hamit'in burada değerlendirilebileceğini düşünüyorum. Bu sezonu kaçırdı Hamit, fizik olarak sürekli düşüşte fakat oyun zekasından eksilme elbette yok. Burada yeni bir lider olabilir takıma iyi bir sezon başı kampı geçirirse. Umut Gündoğan ise geç buldu, erken kaybedecek sanıyorum bu formayı. Genç oyuncunun şansı pek yok, kötü bir dönemde geldi Galatasaray'a. Oldukça zordu zaten kendini göstermesi. Bu bölgede yeni sezonda Sneijder de kullanılmak istenebilir. Özellikle Bruma'nın dönüşüyle böyle bir opsiyon açılacak. Engin Baytar ve Furkan Özçal da kiradan dönecek, Engin'in 1, Furkan'ın 2 yıl daha sözleşmesi var. Özellikle Furkan kiralık gittiği Karabüspor'da oldukça başarılı bir sezon geçirdi. Kampta kendini gösterebilirse kadroda düşünülebilir seneye. Engin'in ise kulüpte bir geleceğinin olduğunu düşünmüyorum.
Kanatlar ise Galatasaray'ın yine kalabalık, yine yetersiz, fakat potansiyelli bölgeleri. Gerek sağda, gerek solda oynayabilecek Aydın, Emre (ki kendisi ortada da bir opsiyondur), Hajrovic, Ontivero ve Oğuzhan mevcut kanat oyuncuları. Sneijder, Burak ve Umut yine asıl mevkileri olmamasına karşın kanatlarda kullanılan oyuncular. Bir de kiralıklar var: Bruma, Amrabat, Yiğit Gökoğlan, Sercan Yıldırım. İsim isim incelersek; Aydın, yıllardır patlayamadı. Görevini yapıyor, ama o kadar. Üstelik bu sezon çok ciddi bir sakatlık yaşadı. Önümüzdeki sezon maç pratiği kazanması için kiraya gönderilebilir, bu son şansı olur zaten. Sözleşmesinin de son yılında Aydın, bu bağlam çok istekli, çok iyi bir seon geçirmesi lazım. Emre Çolak da verimli bir yıl geçiremedi. Sakatlıklarla boğuştu. Fakat altyapıdan çıkmış olması ve farklı bölgelerde oynayabiliyor olması, kadroda her daim yerini garanti altına alıyor. Hajrovic'e gelince, mevcut kadrodaki en potansiyelli isimlerden biri, fakat son tercihleri konusunda kendini oldukça geliştirmeli. Şutu var, pası da olursa büyüyebilir burada. 2018'e kadar sözleşmesi var. Kontenjan dahilinde tutulacaktır çünkü yedekliği de sorun olmaz. Ve geliyoruz mevcut kadronun kanımca en zayıf halkalarından birine. Ontivero yetenekli, fakat henüz Galatasaray erken onun için. Kesinlikle sürekli oynayabileceği bir takıma kiraya verilmeli. Oradaki gelişimine göre belki düşünülebilir gelecekte. Ama şu an için kadroda yeri yok. Oğuzhan Kayar ise pek de fazla izleme şansı bulamadığımız 1995'li, Türkiye standartları için genç bir oyuncu. Avrupa'da bu yaşta olacak oyuncu kendini belli ediyor, zaten oynar hale geliyor ama bizde gelişim 22-23lere kadar sürüyor. Oğuzhan Manisaspor'da 4 lig maçında 42, 1 kupa maçında 13 olmak üzere toplamda 55 dakika oynayarak geldi Galatasaray'a. Bizde de yalnızca 0-0 biten Türkiye Kupası grup maçında Antalyaspor'a karşı oynadı. Oğuzhan ne kadar potansiyelli olursa olsun, oynamadan nasıl gelişecek? Muhtemelen kiraya gönderilecek, umarım oynayabileceği bir takıma gider.
Bu mevkinin bir de kiralıkları var. Sercan Yıldırım'ın Bursasporla opsiyonu var ama Bursa bunu kullanmayı tercih eder mi bilemiyorum. Eğer etmezse, herhangi bir başarı gösterememesine karşı sözleşmesi uzatılan Sercan 2017 yılına kadar kulübümüzde. Amrabat ise Malaga'da kendini biraz da olsa gösterdi. Maddi açıdan çok da ferah bir durumda olmayan Malaga, uygun bir bonservisle kendisine talip olabilir, ya da yeniden kiralamak isteyebilir. Kontenjan açısından elimiz kolumuz bağlı, başka talibi çıkmazsa Malaga'nın herhangi bir teklifi kabul edilebilir. Ve Bruma; sakatlıktan umarım iyi döner. Bu muazzam yeteneğin artık sonuca daha çok katkı yapacağı, gelişeceği bir sezona ihtiyaç var. Mancini'den ziyade yetiştiriciliği de olan bir hoca olursa seneye takımın yıldızı olabilir. Yiğit Gökoğlan'a gelirsek, rakamlar çok acı konuşacak ama, Yiğit Galatasaray'a geldiği günden beri iki buçuk sezonda yalnızca iki defa ilk onbir çıkabilmiş, o da geçen sezon kiralık oynadığı Orduspor'da. Bu sezonun ikinci yarısında Erciyesspor'da hiç ilk onbirde forma giyemeden 8 maça çıktı. Pek de başarılı bir sezon geçiremedi. 2 yıllık daha sözleşmesi bulunuyor ama bu sezon artık bonservisiyle takımdan ayrılır diye düşünüyorum.
Sonuç, Galatasaray'ın kanatlarda revizyona gitmesi şart, verimsiz ve tecrübesiz isimlerle yollar ayrılıp, direkt oynayıp skora da katkısı olan bir oyuncuyla takviye edilmeli mutlaka.
Hücum:
Didier Drogba için veda zamanı. Usta oyuncu 1,5 yılda ağzımızda güzel tatlar bırakarak veda ediyor. Çok istenildi, uğruna taraftar çıldırdı, geldi, zaman zaman da olsa bu beklentiyi karşıladı, ama yaşını iyiden iyiye göstermeye başladı artık. Kim bilir, belki de Mancini onu ekonomik kullansa çok daha faydalı olabilirdi. Fakat performans düşünce tarafların memnuniyeti ve mutluluğu da azaldı. Onun yerine mutlaka yabancı bir golcü alınacaktır. Burak ise Selçuk gibi zor bir yıl geçirdi. Skora yine katkısı vardı ama hırçınlığı ön plana çıktı. Burak fiziksel açıdan her daim üst düzey bir oyuncu ama genç yaşta dört büyüklerin tamamını gezmenin yıpranmışlığından bir türlü tam manasıyla sıyrılamıyor. Umarım yıllar geçtikçe, olgunlaştıkça aşar bunları. Henüz üç sezonluk daha sözleşmesi, ve atacağı çok golü var. Umut'a gelince, sezonun en büyük hayal kırıklılarından biri. Kiralık geldiği sezonda Hakan Şükür presiyle taraftarı mest eden Umut, bu sezon presin yanına hiçbir şey koyamadı. Çok kötü bir sezon geçirdi. Bonservisine 2.7 milyon euro ödenmişti sezon başında. Galatasaray'ın forvet hattında yer alıyorsanız, presiniz evet bir artıdır fakat ortaya 43 maçta 6 golden fazlasını koymalısınız. Umut'un da tıpkı Burak gibi 2017 yılına kadar sürüyor sözleşmesi, ve bu kontenjan sıkıntısında, yerli azlığında performansına rağmen kadroda yeni sezonda da kendine yer bulacaktır. Genç yetenek Berk İsmail ise sezon sonunda, oldukça kısıtlı şans bulabilmesine rağmen göz doldurdu, gelecek vaadetti. Karşı karşıya kaldığı pozisyonlarda biraz daha sakin kalabilse ve gol yapabilse, altyapıya sabırlı Galatasaray'da şu sıralar gündemi oluşturabilirdi. Kadroda kalacaktır diye tahmin ediyorum kendisini ama teknik direktör kirada da düşünebilir.
Genel olarak 6+2 yabancı olacağını varsayarsak; mevcut kadroda 10, kirada da 4 yabancı görünüyor kadroda. Kiralıklardan Elmander'in sözleşmesi zaten bitiyor, Bruma kadroya katılacak, fakat Amrabat ve Dany ile yollar ayrılır. Mevcutlardan da Drogba ve Burdisso'nun gönderileceğine kesin gözüyle bakılıyor. Keza Ontivero ve Eboue de onlara katılma şansı yüksek isimler. Yeri garanti yabancılar Muslera, Telles, Melo, Sneijder + Bruma. Hajrovic ve Chedjou ise belirsiz. 1 yabancı golcü kesin gelecek diye tahmin edersek 6+2'de kontenjan doluyor. Bu nedenle başka yabancı transferi, ancak Hajrovic ve Chedjou yerine daha kariyerli ve üst düzey isimler gelecek şekilde yapılabilir. Yerli de ise alınabilirse Olcan yabancı etkisi yapar takıma. Ligin tecrübelisi ve komple bir oyuncu. Bunun dışında direkt oynayacak aday da pek fazla yok lig piyasasında.
Aykut, Ufuk, Sabri, Burdisso, Ceyhun, Emre, Drogba, Elmander
Kaleciler:
Muslera'nın sözleşmesi sürüyor, kendisi de sürekli burada mutlu olduğunu açıklıyor. Dünya Kupası ise onun için muazzam bir vitrin. Bu denli iyi bir kaleci, piyasası olan bir kaleci kupa sonrası birçok devin listesine girebilir, kafası karışabilir. İki yıla güvenmeden sözleşmesini uzatmak gerek. Yedek kalecilerden Aykut ve Ufuk'un sözleşmesi bitiyor. Ufuk tercih edilip sözleşmesi uzatılır diye düşünüyorum. Eray ise gelen fırsatı iyi değerlendiremese de henüz erken kulüpten ayrılması için. 3. kaleci olarak devam edecektir. Tekrar neden alındığı bilinmeyen Aykut ise bu kez kulüpte son günlerini geçiriyor tahminlerime göre.
Savunma:
Mevcut kadroda sağ bek için dört opsiyon yer alıyor: Eboue, Veysel, Sabri, Salih. Bek pozisyonu için haddinden fazla seçenek var sanki. Bunlardan yalnızca Sabri'nin sözleşmesi bitiyor, fakat kendisinin de çok emin olmadığı ama oynadığı maç sayısı sayesinde otomatik olarak bir yıl uzamış olabileceği yönünde bir beyanatı var. Henüz federasyona böyle bir vize işlemi gönderilmedi. Bu pozisyon için radikal bir karar alabilir Galatasaray. Eboue, gerek istikrarsızlığı, gerek eksik mücadelesiyle bu sezon olumsuz anlamda çok dikkat çekiyor. Üstelik yabancı kontenjanında sıkıntı çekilirken bu kadar alternatifli bir bölgede tercih yapmak çok da mantıklı değil. Sözleşmesinin son yılında. Mancini kalırsa, İngiltere'den de tanıdığı bu oyuncu tutmak isteyebilir. Onun dışında Rusya, Katar gibi ülkelerin yanı sıra Premier Lig'in alt sıralarındaki takımlar için de tercih olabilir Eboue. Veysel'in gelecek sezon sağ beke ambargo koyacağını tahmin ediyor ve büyük çıkış yapmasını bekliyorum. Sabriyle birlikte götürürler orayı. Salih ise hem oraya, hem sola, hem de ortaya bir alternatif olsa da kulüpte geçirdiği yarım sezonda Galatasaray oyuncusu olduğu izlenimini veremedi malesef.
Savunmanın ortası yine oldukça kalabalık, ama takviye istiyor. Chedjou, Burdisso, Semih, Koray, Gökhan'ın yanı sıra bu sezon çoğunlukla burada giyen Hakan Balta bölgenin alternatifleri. Ayrıca şu an Beşiktaş'ta kiralık olarak forma giyen Dany dönecek. İki formanın verildiği ve istikrarın olmazsa olmaz olduğu bu mevkide Burdisso en zayıf halka, zaten kiralık, kesin olarak gönderilecektir. Keza Beşiktaş'ta da iyi bir performans sergileyemeyen Dany, Anadolu takımlarına kiralık ya da uygun bir bonservisle gidebilir. Böylece kontenjandan da iki yabancı eksilir. Her ne kadar Chedjou'nun yerine daha üst düzey bir transfere ihtiyaç olsa da, son yıllarda transfere su gibi para akıtan Galatasaray, bu kez ağırdan alabilir, transfer yapmayabilir bu bölgeye. Tamamen gelecek hocanın talepleri doğrultusunda olacak bu tercih. Semih, Koray, Gökhan, Chedjou(ya da daha kaliteli bir yabancı) ve ayrıca Hakan Balta, Ceyhun gibi opsiyonlarla bu bölge sezona girecektir. Şampiyonlar Ligi'ne direkt katılım durumu da kararda etkili olur.
Sol bek uzun yıllar sonra kulübün en net bölgesi. Alex Telles parlamaya hazır, yeri garanti. Hakan Balta tecrübesiyle iyi bir yedek olarak götürürler ligi. Olası sakatlık durumda Salih ve Sabri de bu bölgeyi yedekler.
Orta sahanın ortası, bu sezon geçen senelerdeki istikrarını bir türlü yakalayamadı. Bunda Selçuk'un form düşüklüğü en önemli etken. Kupada sona kadar gidilmesi, lig ve Şampiyonlar Ligi derken hiç dinlenme fırsatı bulamadan kariyerinin en yoğun sezonunu geçirdi. Üstelik kulüpteki mental sorunlardan da Burakla birlikte en çok etkilenen oyuncu oldu. Melo ise dünya kupası hedefiyle birlikte olağanüstü bir sezon geçirdi. İlk yılı kadar skora katkısı zaten beklenmiyordu. Bu oyuncular dışında zaman zaman Ceyhun parlasa da tek yönlü oyunu dezavantajı oldu. Savunmada iyi ama hücumda çok hareketsiz ve ağır kalıyor. Dikine az oynuyor ve özgüvenini toparlayamadığından en güçlü yönlerinden biri olan şut opsiyonunu hiç kullanmıyor. Mancini kalması halinde üçlü orta sahaya devam edecektir. Kalmazsa da yeni gelecek hoca yalnızca Selçuk ve Melo ile de tutabilir bu bölgeyi. Fakat arkalarında illa bir oyuncu kullanılacaksa, ben gelecek sezon savunma önü için oyun zekasıyla Galatasaray'ın Gerrard'ı olabilecek Hamit'in burada değerlendirilebileceğini düşünüyorum. Bu sezonu kaçırdı Hamit, fizik olarak sürekli düşüşte fakat oyun zekasından eksilme elbette yok. Burada yeni bir lider olabilir takıma iyi bir sezon başı kampı geçirirse. Umut Gündoğan ise geç buldu, erken kaybedecek sanıyorum bu formayı. Genç oyuncunun şansı pek yok, kötü bir dönemde geldi Galatasaray'a. Oldukça zordu zaten kendini göstermesi. Bu bölgede yeni sezonda Sneijder de kullanılmak istenebilir. Özellikle Bruma'nın dönüşüyle böyle bir opsiyon açılacak. Engin Baytar ve Furkan Özçal da kiradan dönecek, Engin'in 1, Furkan'ın 2 yıl daha sözleşmesi var. Özellikle Furkan kiralık gittiği Karabüspor'da oldukça başarılı bir sezon geçirdi. Kampta kendini gösterebilirse kadroda düşünülebilir seneye. Engin'in ise kulüpte bir geleceğinin olduğunu düşünmüyorum.
Kanatlar ise Galatasaray'ın yine kalabalık, yine yetersiz, fakat potansiyelli bölgeleri. Gerek sağda, gerek solda oynayabilecek Aydın, Emre (ki kendisi ortada da bir opsiyondur), Hajrovic, Ontivero ve Oğuzhan mevcut kanat oyuncuları. Sneijder, Burak ve Umut yine asıl mevkileri olmamasına karşın kanatlarda kullanılan oyuncular. Bir de kiralıklar var: Bruma, Amrabat, Yiğit Gökoğlan, Sercan Yıldırım. İsim isim incelersek; Aydın, yıllardır patlayamadı. Görevini yapıyor, ama o kadar. Üstelik bu sezon çok ciddi bir sakatlık yaşadı. Önümüzdeki sezon maç pratiği kazanması için kiraya gönderilebilir, bu son şansı olur zaten. Sözleşmesinin de son yılında Aydın, bu bağlam çok istekli, çok iyi bir seon geçirmesi lazım. Emre Çolak da verimli bir yıl geçiremedi. Sakatlıklarla boğuştu. Fakat altyapıdan çıkmış olması ve farklı bölgelerde oynayabiliyor olması, kadroda her daim yerini garanti altına alıyor. Hajrovic'e gelince, mevcut kadrodaki en potansiyelli isimlerden biri, fakat son tercihleri konusunda kendini oldukça geliştirmeli. Şutu var, pası da olursa büyüyebilir burada. 2018'e kadar sözleşmesi var. Kontenjan dahilinde tutulacaktır çünkü yedekliği de sorun olmaz. Ve geliyoruz mevcut kadronun kanımca en zayıf halkalarından birine. Ontivero yetenekli, fakat henüz Galatasaray erken onun için. Kesinlikle sürekli oynayabileceği bir takıma kiraya verilmeli. Oradaki gelişimine göre belki düşünülebilir gelecekte. Ama şu an için kadroda yeri yok. Oğuzhan Kayar ise pek de fazla izleme şansı bulamadığımız 1995'li, Türkiye standartları için genç bir oyuncu. Avrupa'da bu yaşta olacak oyuncu kendini belli ediyor, zaten oynar hale geliyor ama bizde gelişim 22-23lere kadar sürüyor. Oğuzhan Manisaspor'da 4 lig maçında 42, 1 kupa maçında 13 olmak üzere toplamda 55 dakika oynayarak geldi Galatasaray'a. Bizde de yalnızca 0-0 biten Türkiye Kupası grup maçında Antalyaspor'a karşı oynadı. Oğuzhan ne kadar potansiyelli olursa olsun, oynamadan nasıl gelişecek? Muhtemelen kiraya gönderilecek, umarım oynayabileceği bir takıma gider.
Bu mevkinin bir de kiralıkları var. Sercan Yıldırım'ın Bursasporla opsiyonu var ama Bursa bunu kullanmayı tercih eder mi bilemiyorum. Eğer etmezse, herhangi bir başarı gösterememesine karşı sözleşmesi uzatılan Sercan 2017 yılına kadar kulübümüzde. Amrabat ise Malaga'da kendini biraz da olsa gösterdi. Maddi açıdan çok da ferah bir durumda olmayan Malaga, uygun bir bonservisle kendisine talip olabilir, ya da yeniden kiralamak isteyebilir. Kontenjan açısından elimiz kolumuz bağlı, başka talibi çıkmazsa Malaga'nın herhangi bir teklifi kabul edilebilir. Ve Bruma; sakatlıktan umarım iyi döner. Bu muazzam yeteneğin artık sonuca daha çok katkı yapacağı, gelişeceği bir sezona ihtiyaç var. Mancini'den ziyade yetiştiriciliği de olan bir hoca olursa seneye takımın yıldızı olabilir. Yiğit Gökoğlan'a gelirsek, rakamlar çok acı konuşacak ama, Yiğit Galatasaray'a geldiği günden beri iki buçuk sezonda yalnızca iki defa ilk onbir çıkabilmiş, o da geçen sezon kiralık oynadığı Orduspor'da. Bu sezonun ikinci yarısında Erciyesspor'da hiç ilk onbirde forma giyemeden 8 maça çıktı. Pek de başarılı bir sezon geçiremedi. 2 yıllık daha sözleşmesi bulunuyor ama bu sezon artık bonservisiyle takımdan ayrılır diye düşünüyorum.
Sonuç, Galatasaray'ın kanatlarda revizyona gitmesi şart, verimsiz ve tecrübesiz isimlerle yollar ayrılıp, direkt oynayıp skora da katkısı olan bir oyuncuyla takviye edilmeli mutlaka.
Hücum:
Didier Drogba için veda zamanı. Usta oyuncu 1,5 yılda ağzımızda güzel tatlar bırakarak veda ediyor. Çok istenildi, uğruna taraftar çıldırdı, geldi, zaman zaman da olsa bu beklentiyi karşıladı, ama yaşını iyiden iyiye göstermeye başladı artık. Kim bilir, belki de Mancini onu ekonomik kullansa çok daha faydalı olabilirdi. Fakat performans düşünce tarafların memnuniyeti ve mutluluğu da azaldı. Onun yerine mutlaka yabancı bir golcü alınacaktır. Burak ise Selçuk gibi zor bir yıl geçirdi. Skora yine katkısı vardı ama hırçınlığı ön plana çıktı. Burak fiziksel açıdan her daim üst düzey bir oyuncu ama genç yaşta dört büyüklerin tamamını gezmenin yıpranmışlığından bir türlü tam manasıyla sıyrılamıyor. Umarım yıllar geçtikçe, olgunlaştıkça aşar bunları. Henüz üç sezonluk daha sözleşmesi, ve atacağı çok golü var. Umut'a gelince, sezonun en büyük hayal kırıklılarından biri. Kiralık geldiği sezonda Hakan Şükür presiyle taraftarı mest eden Umut, bu sezon presin yanına hiçbir şey koyamadı. Çok kötü bir sezon geçirdi. Bonservisine 2.7 milyon euro ödenmişti sezon başında. Galatasaray'ın forvet hattında yer alıyorsanız, presiniz evet bir artıdır fakat ortaya 43 maçta 6 golden fazlasını koymalısınız. Umut'un da tıpkı Burak gibi 2017 yılına kadar sürüyor sözleşmesi, ve bu kontenjan sıkıntısında, yerli azlığında performansına rağmen kadroda yeni sezonda da kendine yer bulacaktır. Genç yetenek Berk İsmail ise sezon sonunda, oldukça kısıtlı şans bulabilmesine rağmen göz doldurdu, gelecek vaadetti. Karşı karşıya kaldığı pozisyonlarda biraz daha sakin kalabilse ve gol yapabilse, altyapıya sabırlı Galatasaray'da şu sıralar gündemi oluşturabilirdi. Kadroda kalacaktır diye tahmin ediyorum kendisini ama teknik direktör kirada da düşünebilir.
Genel olarak 6+2 yabancı olacağını varsayarsak; mevcut kadroda 10, kirada da 4 yabancı görünüyor kadroda. Kiralıklardan Elmander'in sözleşmesi zaten bitiyor, Bruma kadroya katılacak, fakat Amrabat ve Dany ile yollar ayrılır. Mevcutlardan da Drogba ve Burdisso'nun gönderileceğine kesin gözüyle bakılıyor. Keza Ontivero ve Eboue de onlara katılma şansı yüksek isimler. Yeri garanti yabancılar Muslera, Telles, Melo, Sneijder + Bruma. Hajrovic ve Chedjou ise belirsiz. 1 yabancı golcü kesin gelecek diye tahmin edersek 6+2'de kontenjan doluyor. Bu nedenle başka yabancı transferi, ancak Hajrovic ve Chedjou yerine daha kariyerli ve üst düzey isimler gelecek şekilde yapılabilir. Yerli de ise alınabilirse Olcan yabancı etkisi yapar takıma. Ligin tecrübelisi ve komple bir oyuncu. Bunun dışında direkt oynayacak aday da pek fazla yok lig piyasasında.
4 Şubat 2014 Salı
Chelsea Notları
Şampiyonlar Ligi'ndeki dev maça üç hafta kala Chelsea'yi yavaş yavaş masaya yatırmaya başlamalı artık. Aşağıda Manchester City maçının notları yer alıyor. City deplasman Chelsea için, Şampiyonlar Ligi'ndeki ikinci tur deplasman maçının bir provası olarak görülebilir, Chelsea burada da benzer futbol anlayışı ile sahaya çıkabilir.
1- Eden Hazard çok formda, Eboue savunmada formsuz, çok sıkıntılı bir eşleşme.
2- Önde mükemmel pres yapıyorlar, Galatasaray en son yoğun ön alan presini iç sahadaki Konya maçında yediğinde çok bocalamıştı.
3- David Luiz ve Matic rakibi çok bozan iki oyuncu, özellikle Luiz kendinden beklenenden çok daha iyi topla oynuyor.
4- City orta göbeği Yaya Toure - Demichelis ikilisiyle tutmaya çalıştığında çok sıkıntı çekti. Matic - David Luiz sertliğine sağ kenarda oynayan Ramires ve ikilinin önünde Willian sürekli destek veriyor. Yaya Toure yalnız kaldı. G.Saray orta göbeği bu kadar boş bırakmayacaktır.
5 - Ivanovic'in sağdan çıkışlarına dikkat. Azpilicueta onun kadar etkili değil.
6- Savunma yaparlarken gol atmak gerçekten zor, ama Hazard'ı durdurabilirsek gol yememeyi başarabiliriz iç sahada.
7- Cahill, Terry, Matic ve David Luiz aynı anda sahadeyken bizim de zayıf olduğumuz yan toplarda çok etkili bir takım haline geliyorlar.
8- Man City bulabildiği ender pozisyonları kanat akınları sonucu elde etti. Ön liberolar savunmaya yaklaştıkça ortada muazzam alan kapatıyorlar, tek çare görece zayıf Azpilicueta ve Ivanovic'in üzerine gitmek. Bu bağlamda Eboue ve Telles'in bindirmeleri çok önemli olabilir.
Notlara geçersek:
2- Önde mükemmel pres yapıyorlar, Galatasaray en son yoğun ön alan presini iç sahadaki Konya maçında yediğinde çok bocalamıştı.
3- David Luiz ve Matic rakibi çok bozan iki oyuncu, özellikle Luiz kendinden beklenenden çok daha iyi topla oynuyor.
4- City orta göbeği Yaya Toure - Demichelis ikilisiyle tutmaya çalıştığında çok sıkıntı çekti. Matic - David Luiz sertliğine sağ kenarda oynayan Ramires ve ikilinin önünde Willian sürekli destek veriyor. Yaya Toure yalnız kaldı. G.Saray orta göbeği bu kadar boş bırakmayacaktır.
5 - Ivanovic'in sağdan çıkışlarına dikkat. Azpilicueta onun kadar etkili değil.
6- Savunma yaparlarken gol atmak gerçekten zor, ama Hazard'ı durdurabilirsek gol yememeyi başarabiliriz iç sahada.
7- Cahill, Terry, Matic ve David Luiz aynı anda sahadeyken bizim de zayıf olduğumuz yan toplarda çok etkili bir takım haline geliyorlar.
8- Man City bulabildiği ender pozisyonları kanat akınları sonucu elde etti. Ön liberolar savunmaya yaklaştıkça ortada muazzam alan kapatıyorlar, tek çare görece zayıf Azpilicueta ve Ivanovic'in üzerine gitmek. Bu bağlamda Eboue ve Telles'in bindirmeleri çok önemli olabilir.
20 Nisan 2013 Cumartesi
Galatasaray - Elazığspor Notları
1- Hafta içi oynamak gerçekten zor, hele de Arena gibi saçma konumlu bir stadda. Maça gelen bir çok taraftar Burak Yılmaz'ın golünü ancak evlerine döndüklerinde izleyebildi. İstanbul, iş çıkışı, trafik... Şehrin göbeğinde, binlerce ulaşım yoluyla gidilebilen rahat stadları doldurmak marifet değil bu şehirde.
2- Aslında bu notları tek kelimeyle bitirebilirdim: Drogba.
3- Drogba sanki istese tüm pozisyonlarda rahatça golü bulacakmış gibi de haksızlık olmasın, rakibin hevesi kaçmasın diye atmıyormuş gibi.
4- Hakan Balta'nın şansını defalarca zorlayarak Riera'dan sol bek yaratması gibi, Dany de Gökhan Zan'ı ilk onbire monte etmek için uğraşıyor. Takımdaşlık duygusu yüksek olmalı.
5- Gecenin adamlarından biri de Yekta. Son derece karakterli bir oyuncu. Bu sezon nasıl Gökhan Zan ve Sabri, sürekli yedek kalmalarına rağmen şans bulduklarında takır takır oynadılarsa, dün de Yekta öyle oynadı. Çok akıllıydı ve basit futbolun güzelliğini izletti.
6- Yönetim çıksa kombine alan taraftara "arkadaşlar o kombineler Sneijdersiz, Drogbasız takımaydı, 50 - 100 ne varsa çıkın" dese, şu Drogba'yı izleyen herkes düşünmeden verir.
7- Takım yıldızlarla dolup Hamit'in üzerindeki baskı azalınca, o da rahatladı, onu seven bizler de. Maçın ikinci yarısında tek başına şov yaptı adeta.
8- Sekizinci maddeyi maestroya ayırdım, özel olarak. Bu sezon da en çok "formanın arkasına ismi yazdırılacak oyuncu" Selçuk İnan.
9- Sabri Sarıoğlu öyle yürekten oynuyor, öyle can siperane ki, sırf maç başı alsın diye oyuna girmesini istedik, sanki bizim cebimize giriyor. Helal olsun kaptana.
10 - Elazığspor kadro kalitesi olarak ligin en düşüklerinden, farkları hocalarının iyi olması. Yılmaz Vural kimlik getirdi takıma.
11- Köksal Yedek muazzam bir oyuncu, farkını koydu ortaya. Ligde başaltı takımların hepsinde gözü kapalı oynar.Ayrıca fiziği çok kötü olsa da Serdar Gürler'i de çok beğendim. İlk kez canlı izleyebildik bu oyuncuları. Sakat olmasaydı da Adem Alkaşi'yi de izleyebilseydik.
12- Bilica artık yavaş yavaş Rio'ya uçak bileti bakmaya başlasın. Rıdvancığımın tabiriyle, onu gibi 50 tane adamı birinci ligde bulurum. Bi 20 tane de ikinci ligden çıkar zorlasan. Bireysel hataları maçı yarım saatte bitirdi. Yabancı kontenjanının iyice önem kazandığı şu ligde tutunması bence çok çok zor artık.
13- Ümit Davala 75.dakikada Yekta - Aydın değişikliğiyle 4-3-3'e döndü. Sormak istiyorum kendisine, ne gerek vardı? Burak'ı sola hapsetti. O dakikalarda niye sistem değiştirir ki takır takır oynayan takım? Yerleşim esnasında bir gol yesek, panik dakikaları başlayacak. Ümit Hoca'nın bu sezon bulduğu fırsatları iyi değerlendiremediğini düşünüyorum.
14- Aslında başlı başına ayrı bir yazının konusu da Melo. Felipe Melo ikinci yarı kendini buldu. O Beşiktaş maçındaki tükürük vakası nedeniyle dört maç cezayı almasa çok daha erken gösterecekti bunu. O mevkide o tarz bir oyuncu, dünyada bir elin parmaklarını geçmez. Hem çok iyi bir kesici olacaksın, hem savaşacaksın, hem lider ruhlu olacaksınız, hem de muazzam bir tekniğiniz ve hücum gücünüz olacak. Bu saydıklarımın yarınısı yapan Diarralara milyon eurolar dökülüyor dünya futbolunda. Eksisi, herkesin aklında olan ama dile getirmekten çekindiği o soru, "ya bonservisini aldığımızda yine yatmaya başlarsa?" İş o nedenle, sezon öncesi kampının ilk gününe kadar mutlak suretle bitmeli bu transfer, ya da ön liberoya her gelenin Melo'yla kıyaslanmaya başlayacağı yıllara hazırlanmaya başlayalım.
15- Drogbayla başladık, Drogbayla bitirelim. Resital sundu adeta, çok formda. Kadıköy'de büyük işler yapacak. O maçı bu denli rahat bekliyorsak, sayende büyük reis.
2- Aslında bu notları tek kelimeyle bitirebilirdim: Drogba.
3- Drogba sanki istese tüm pozisyonlarda rahatça golü bulacakmış gibi de haksızlık olmasın, rakibin hevesi kaçmasın diye atmıyormuş gibi.
4- Hakan Balta'nın şansını defalarca zorlayarak Riera'dan sol bek yaratması gibi, Dany de Gökhan Zan'ı ilk onbire monte etmek için uğraşıyor. Takımdaşlık duygusu yüksek olmalı.
5- Gecenin adamlarından biri de Yekta. Son derece karakterli bir oyuncu. Bu sezon nasıl Gökhan Zan ve Sabri, sürekli yedek kalmalarına rağmen şans bulduklarında takır takır oynadılarsa, dün de Yekta öyle oynadı. Çok akıllıydı ve basit futbolun güzelliğini izletti.
6- Yönetim çıksa kombine alan taraftara "arkadaşlar o kombineler Sneijdersiz, Drogbasız takımaydı, 50 - 100 ne varsa çıkın" dese, şu Drogba'yı izleyen herkes düşünmeden verir.
7- Takım yıldızlarla dolup Hamit'in üzerindeki baskı azalınca, o da rahatladı, onu seven bizler de. Maçın ikinci yarısında tek başına şov yaptı adeta.
8- Sekizinci maddeyi maestroya ayırdım, özel olarak. Bu sezon da en çok "formanın arkasına ismi yazdırılacak oyuncu" Selçuk İnan.
9- Sabri Sarıoğlu öyle yürekten oynuyor, öyle can siperane ki, sırf maç başı alsın diye oyuna girmesini istedik, sanki bizim cebimize giriyor. Helal olsun kaptana.
10 - Elazığspor kadro kalitesi olarak ligin en düşüklerinden, farkları hocalarının iyi olması. Yılmaz Vural kimlik getirdi takıma.
11- Köksal Yedek muazzam bir oyuncu, farkını koydu ortaya. Ligde başaltı takımların hepsinde gözü kapalı oynar.Ayrıca fiziği çok kötü olsa da Serdar Gürler'i de çok beğendim. İlk kez canlı izleyebildik bu oyuncuları. Sakat olmasaydı da Adem Alkaşi'yi de izleyebilseydik.
12- Bilica artık yavaş yavaş Rio'ya uçak bileti bakmaya başlasın. Rıdvancığımın tabiriyle, onu gibi 50 tane adamı birinci ligde bulurum. Bi 20 tane de ikinci ligden çıkar zorlasan. Bireysel hataları maçı yarım saatte bitirdi. Yabancı kontenjanının iyice önem kazandığı şu ligde tutunması bence çok çok zor artık.
13- Ümit Davala 75.dakikada Yekta - Aydın değişikliğiyle 4-3-3'e döndü. Sormak istiyorum kendisine, ne gerek vardı? Burak'ı sola hapsetti. O dakikalarda niye sistem değiştirir ki takır takır oynayan takım? Yerleşim esnasında bir gol yesek, panik dakikaları başlayacak. Ümit Hoca'nın bu sezon bulduğu fırsatları iyi değerlendiremediğini düşünüyorum.
14- Aslında başlı başına ayrı bir yazının konusu da Melo. Felipe Melo ikinci yarı kendini buldu. O Beşiktaş maçındaki tükürük vakası nedeniyle dört maç cezayı almasa çok daha erken gösterecekti bunu. O mevkide o tarz bir oyuncu, dünyada bir elin parmaklarını geçmez. Hem çok iyi bir kesici olacaksın, hem savaşacaksın, hem lider ruhlu olacaksınız, hem de muazzam bir tekniğiniz ve hücum gücünüz olacak. Bu saydıklarımın yarınısı yapan Diarralara milyon eurolar dökülüyor dünya futbolunda. Eksisi, herkesin aklında olan ama dile getirmekten çekindiği o soru, "ya bonservisini aldığımızda yine yatmaya başlarsa?" İş o nedenle, sezon öncesi kampının ilk gününe kadar mutlak suretle bitmeli bu transfer, ya da ön liberoya her gelenin Melo'yla kıyaslanmaya başlayacağı yıllara hazırlanmaya başlayalım.
15- Drogbayla başladık, Drogbayla bitirelim. Resital sundu adeta, çok formda. Kadıköy'de büyük işler yapacak. O maçı bu denli rahat bekliyorsak, sayende büyük reis.
4 Nisan 2013 Perşembe
Galiptir Bu Yolda Mağlup
Maç bittiğinden beri Terim'in 3-5-2 tercihini düşünüyorum. Futbolla haşır neşir çoğu Galatasaraylı gibi Terim'e taparım. Gerek önceki dönemlerinde yaşattığı gurur ve mutluluklar, gerek bugün yaşattıkları, dibe vurmuş bir takımı getirdiği nokta hayatımın en önemli mutlulukları ve gururları arasındadır.
Bilenler bilir hocanın tarzını, rakamlara takılmaz, felsefe koymaya çalışır ortaya. Fakat rakamlar da futbolun gerçeği, nasıl 4-3-3, 4-4-2 ile değiştiğinde şampiyonluk getirmiş, nasıl 4-4-2, 4-3-1-2'ye evrildiğinde Şampiyonlar Ligi'nde çeyrek finalin kapılarını aralamışsa, dün geceki 3-5-2'i de iyi oynayan, ne yaptığını bilen takımı bir anda değiştirdi. 3-5-2 gibi radikal bir geçişin o esnada değil de maç hazırlığında, alternatif varyasyonlardan biri olarak düşünüldüğü kanısındayım. Gerçi hoca keskin geçişleriyle ünlüdür. Fakat dün geceki sorgulanabilir.
Schalke deplasmanında Farfan-Riera eşleşmesi devşirme sol bek açısından kabus olacak korkusunu pek çoklarımız taşıyorduk. Hele Riera'nın önünde sol kanat rolünde kimse olmadığını görünce bu korkumuz artmıştı. Ama o gün sahada topu rakibine vermeyerek Farfan'a ulaşmasını engelleyen, top yapan bir Galatasaray vardı. Kazanacağına inanmış, cesurca pas yapmaktan çekinmeyen, bol göbek oyuncusuyla çok alternatifli pas düzenine sahip modern bir Galatasaray. İşte dün gece de Barnebau'ya ısındıktan, Realle kafa kafaya oynayabileceğini fark ettikten sonra da bu Galatasaray'ı izlemeye başlamıştık. 30-45 arasını Real'den üstün oynamamızın tek nedeni skorun 2-0'a gelmesiyle açıklanamaz. İkinci yarıda da bu özgüvenin ve pas temposunun artacağını, Di Maria'nın da topla daha az buluşmaya başlayacağını ön görüyorduk ki Terim 3'lü savunmaya dönmeyi tercih etti. 4-3-1-2 sisteminde kanatlarda tek oyuncu olduğundan bu beklerin hücuma
çıkması bir zorunluluk. Tabi ki top kaybı olduğunda az adamla yakalanma da bir risk. İlk yarı boyunca, özellikle ikinci bölgede kaptığı toplarla, Real bunu iyi yaptı. Dikine, hızlı oynarak ileride bıraktığı 4 adamını topla çok buluşturdu. Terim öncelikli planı bunu durdurmaktı. Wesley Sneijder'in oldukça kötü bir gününde olması da bu kararda önemli bir etken olsa gerek. Kadro mühendisliği yapılmayan, devre arasında çehresini önemli ölçüde değiştiren Galatasaray'da bir çok oyuncunun direkt alternatifi yok. Böyle olunca da dün akşamki gibi Sneijder çıktığında ya da savunma oyuncuları yetersiz kaldığında sistem değişikliği gerekebiliyor.
Kanımca hoca biraz daha devam edebilirdi. İkinci yarıda, yıllar sonra ilk kez denenen 3-5-2'de orta saha organizasyonumuz çöktü. Pozisyon bulamamamızın başlıca nedeni bu. İyi oynayan takım, 2-0'lık dezavantaja rağmen her geçen dakika kendi güveni gelmeye başlayan takım Sneijder'e bir süre daha sabredebilirdi.
Daha riskli olsa da, 3-0 ile 4-0 arasında çok da fark göremiyorum. Fakat senin atacağın bir golün daha değerli olduğu sahada hücum devam etmemek negatif bir tercih olarak değerlendirilebilir. 2-0 olmuş bir maçta atıp yemek, pozisyon vermemekten daha evla değil midir?
Bu sezon muazzam bir ger dönüş oldu bizim için. İmparator da Avrupa arenasından oldukça uzak kalmıştı. Pasını attı bu sene. Takım da, her ne kadar bireysel olarak tecrübeli oyunculardan kurulu olsa da, deneyimsiz sayılır hala. Bu seviyede oynanan futbol gerçekten çok başka. Özellikle topsuz oyunda hissediyorsunuz bunu. Braga bile parıltıdan uzak kadrosuyla gösterebildi bunu. Galatasaray da gelişiyor. Her yıl buralarda olmalı. Her yıl gruptan çıkmalı. Bu sezon oynanan 6-7 üst düzey maç bu anlamda çok iyi oldu.
Galiptir bu yolda mağlup.
Schalke deplasmanında Farfan-Riera eşleşmesi devşirme sol bek açısından kabus olacak korkusunu pek çoklarımız taşıyorduk. Hele Riera'nın önünde sol kanat rolünde kimse olmadığını görünce bu korkumuz artmıştı. Ama o gün sahada topu rakibine vermeyerek Farfan'a ulaşmasını engelleyen, top yapan bir Galatasaray vardı. Kazanacağına inanmış, cesurca pas yapmaktan çekinmeyen, bol göbek oyuncusuyla çok alternatifli pas düzenine sahip modern bir Galatasaray. İşte dün gece de Barnebau'ya ısındıktan, Realle kafa kafaya oynayabileceğini fark ettikten sonra da bu Galatasaray'ı izlemeye başlamıştık. 30-45 arasını Real'den üstün oynamamızın tek nedeni skorun 2-0'a gelmesiyle açıklanamaz. İkinci yarıda da bu özgüvenin ve pas temposunun artacağını, Di Maria'nın da topla daha az buluşmaya başlayacağını ön görüyorduk ki Terim 3'lü savunmaya dönmeyi tercih etti. 4-3-1-2 sisteminde kanatlarda tek oyuncu olduğundan bu beklerin hücuma
çıkması bir zorunluluk. Tabi ki top kaybı olduğunda az adamla yakalanma da bir risk. İlk yarı boyunca, özellikle ikinci bölgede kaptığı toplarla, Real bunu iyi yaptı. Dikine, hızlı oynarak ileride bıraktığı 4 adamını topla çok buluşturdu. Terim öncelikli planı bunu durdurmaktı. Wesley Sneijder'in oldukça kötü bir gününde olması da bu kararda önemli bir etken olsa gerek. Kadro mühendisliği yapılmayan, devre arasında çehresini önemli ölçüde değiştiren Galatasaray'da bir çok oyuncunun direkt alternatifi yok. Böyle olunca da dün akşamki gibi Sneijder çıktığında ya da savunma oyuncuları yetersiz kaldığında sistem değişikliği gerekebiliyor.
Kanımca hoca biraz daha devam edebilirdi. İkinci yarıda, yıllar sonra ilk kez denenen 3-5-2'de orta saha organizasyonumuz çöktü. Pozisyon bulamamamızın başlıca nedeni bu. İyi oynayan takım, 2-0'lık dezavantaja rağmen her geçen dakika kendi güveni gelmeye başlayan takım Sneijder'e bir süre daha sabredebilirdi.
Daha riskli olsa da, 3-0 ile 4-0 arasında çok da fark göremiyorum. Fakat senin atacağın bir golün daha değerli olduğu sahada hücum devam etmemek negatif bir tercih olarak değerlendirilebilir. 2-0 olmuş bir maçta atıp yemek, pozisyon vermemekten daha evla değil midir?
Bu sezon muazzam bir ger dönüş oldu bizim için. İmparator da Avrupa arenasından oldukça uzak kalmıştı. Pasını attı bu sene. Takım da, her ne kadar bireysel olarak tecrübeli oyunculardan kurulu olsa da, deneyimsiz sayılır hala. Bu seviyede oynanan futbol gerçekten çok başka. Özellikle topsuz oyunda hissediyorsunuz bunu. Braga bile parıltıdan uzak kadrosuyla gösterebildi bunu. Galatasaray da gelişiyor. Her yıl buralarda olmalı. Her yıl gruptan çıkmalı. Bu sezon oynanan 6-7 üst düzey maç bu anlamda çok iyi oldu.
Galiptir bu yolda mağlup.
24 Mart 2013 Pazar
Milli Maç Arası
Her kıtanın futbol birliği kendine özgü organizasyonlar ile şampiyona eleminasyonlarını yapıp, büyük turnuvalarda mücadele edecek takımları belirliyorlar. Tüm bu eleme maçları, kıtasalar futbol federasyonları birliklerinin ortak fikstürüyle birbirine uyduruluyor. Yani Güney Amerika ülkeleri de Avrupa takvimine uygun oynuyolar eleme maçlarını. Bu durum bir mecburiyet fakat sonucunda, Güney Amerikalı olup da Avrupa'da futbol oynayan oyuncuların (tersine pek rastlamıyoruz) her milli maç dönüşü yol yorgunu olmalarına ve performans düşüklüğü yaşamalarına yol açıyor.
Peki çözüm olarak ne yapılabilir? Her iki yılda bir şampiyona düzenlendiğini ve buna istinaden elemelerin iki futbol sezonuna yayıldığını düşünürsek, pekala iki devreye bölünen eleme maçları 15-21 günlük periyodlarda, adeta birer mini şampiyonaymışcasına sezon başlarında düzenlenebilir. İlk sezonun ağustos sonu - eylül başında bu maçlar yarım devre oynanır, bir sonraki sezon da diğer devre oynanır. İstisna maçlar içinse bu kadar çok duraksamadansa arada tek bir 'pit stopla' elemeler tamamlanabilir. İstisnalardan kast edilen playofflardır. Play offlar bu takvimini sonuna da eklenebilir, ilerleyen bir tarihte tüm kıtalardakiler birbirine uyumlu olacak şekilde 'tek pit stop'a da programlanabilir. Tüm şampiyonaların elemeleri için bu takvimin süresi değişebilir elbette. Bu henüz nihayetlenmemiş bir fikir.
Bu sistemi milli takım teknik direktörlerinin de destekleyeceğini şu açılardan düşünebiliriz:
1- Hep bahsedilen o kulüp takımı hüviyetindeki milli takımı yakalamaları kolaylaşabilir.
2- Milli takım hocaları için kulüp takımlarında da eş zamanlı görev alma şansı doğar. Böylece bu çalıştırıcılar yılda beş ila yedi maç yaparak formdan düşmek durumunda kalmazlar, teknik direktörlük yeteneklerini daha aktif olarak sürdürebilirler.
Şekillendirilmeye açık olan bu fikrin tartışılması ve uygulamaya konması pek çok açıdan hem kulüpler, hem teknik direktörler, hem futbolcular açısından faydalı olabilir.
5 Mart 2013 Salı
O Maç (Man Utd - Real Madrid)
Tarih 23 Nisan 2003'tü ve kutlanan tek bayram Milli Egemenlik ve Çocuk Bayramı değildi. Old Trafford'da Man Utd, Şampiyonlar Ligi'nde çeyrek final rövanş maçında Real Madrid'i konuk ediyordu.
Maçtan Notlar:
- İspanya'daki ilk maçı Real Madrid 3-1 kazanmıştı.Goller Real adına Raul (2), Figo ve Manu adına van Nistelrooy'dan gelmişti.
- Quinton Fortune'a ve Ryan Giggs'e göre Manchester United'ın Old Trafford'da şansı yüksekti.
- Real Madrid teknik direktörü Del Bosque, ilk on birde düzenli oynayan Santiago Solari'nin yerine
İngilizlerin yakından tanıdığı eski Liverpoollu Steve McManaman'ı tercih etmişti.
- Manchester United'da David Beckhamla Alex Ferguson'ın arası, Federasyon Kupası'nda Arsenal karşısında alınan yenilgi sonrası yaşanan ayakkabı fırlatma olayı yüzünden açıktı ve ünlü yıldız kulübede, yerine Ole Gunnar Solskjaer sahadaydı.
- Maçın hakemi, uğurlu İtalyan Pier Luigi Collina'ydı.
- 12. dakikada Ronaldo, kaleci Barthez'i avlayarak Real'i deplasmanda 1-0 öne geçirdi.
- 43'te cevap van Nistelrooy'dan geldi ve ilk yarı 1-1 bitti.
- "Gerçek Ronaldo" ikinci yarıya da golle başladı, dakika 50, skor 1-2.
- Ivan Helguera bu golden iki dakika sonra kendi ağlarını gördü: 2-2.
- O gün yine Ronaldo'nun durdurulamaz olduğu günlerden biriydi. Hattrick için 59 dakika yetti
Brezilyalı'ya : 2-3
- 63'te Beckham Veron'un yerine oyuna girerken, 67'de Ronaldo yerini Solari'ye bıraktı.
- Sahne artık Beckham'ındı. 71'de frikikten harika bir golle skoru eşitledi, ve 85'te takımını öne geçirdi: 4-3.
- David Beckham'ın daha sonra yaptığı açıklamya göre, maç içersinde üç kez Realli oyuncular kendisiyle konuşmuştu. Önce Guti gelip maç sonu forma değiştirmek istemiş, ardından Roberto Carlos "Bize geliyor musun?" diye sormuş, son olarak forma isteme sırası Zidane'a gelmişti. Beckham'a göre, o çabalasa da Realli oyuncular kazanacaklarından son derece eminlerdi.
- Maç sonunda Ferguson'un övgüleri Ronaldo içindi.
Maçtan Notlar:
- İspanya'daki ilk maçı Real Madrid 3-1 kazanmıştı.Goller Real adına Raul (2), Figo ve Manu adına van Nistelrooy'dan gelmişti.
- Quinton Fortune'a ve Ryan Giggs'e göre Manchester United'ın Old Trafford'da şansı yüksekti.
- Real Madrid teknik direktörü Del Bosque, ilk on birde düzenli oynayan Santiago Solari'nin yerine
İngilizlerin yakından tanıdığı eski Liverpoollu Steve McManaman'ı tercih etmişti.
- Manchester United'da David Beckhamla Alex Ferguson'ın arası, Federasyon Kupası'nda Arsenal karşısında alınan yenilgi sonrası yaşanan ayakkabı fırlatma olayı yüzünden açıktı ve ünlü yıldız kulübede, yerine Ole Gunnar Solskjaer sahadaydı.
- Maçın hakemi, uğurlu İtalyan Pier Luigi Collina'ydı.
- 12. dakikada Ronaldo, kaleci Barthez'i avlayarak Real'i deplasmanda 1-0 öne geçirdi.
- 43'te cevap van Nistelrooy'dan geldi ve ilk yarı 1-1 bitti.
- "Gerçek Ronaldo" ikinci yarıya da golle başladı, dakika 50, skor 1-2.
- Ivan Helguera bu golden iki dakika sonra kendi ağlarını gördü: 2-2.
- O gün yine Ronaldo'nun durdurulamaz olduğu günlerden biriydi. Hattrick için 59 dakika yetti
Brezilyalı'ya : 2-3
- 63'te Beckham Veron'un yerine oyuna girerken, 67'de Ronaldo yerini Solari'ye bıraktı.
- Sahne artık Beckham'ındı. 71'de frikikten harika bir golle skoru eşitledi, ve 85'te takımını öne geçirdi: 4-3.
- David Beckham'ın daha sonra yaptığı açıklamya göre, maç içersinde üç kez Realli oyuncular kendisiyle konuşmuştu. Önce Guti gelip maç sonu forma değiştirmek istemiş, ardından Roberto Carlos "Bize geliyor musun?" diye sormuş, son olarak forma isteme sırası Zidane'a gelmişti. Beckham'a göre, o çabalasa da Realli oyuncular kazanacaklarından son derece eminlerdi.
25 Şubat 2013 Pazartesi
Gol Makinesi Kartalspor
Birinci Lig'de yırtıcı bir forvetin takımlara sınıf atlattığını daha önce çok kereler gördük. Yabancı oyuncuya izin verilen son yıllarda Emenike, Gohou Bi, Jallow, Zenke gibi oyuncuların kimi takımlarını, kimi de hem takımlarını hem de kendilerini yukarılara taşıdılar. Bu nokta transferler başarılı örnekler olurken, şu sıralar ligde bu durumun tersine ilginç bir örnekle rastlanılıyor. Az sonra vereceğim rakamlar kümede kalma mücadelesi veren Kartalspor'un neden bu mücadele içinde olduğunun cevabı belki de. Bordo - beyazlı İstanbul temsilcisi attığı 19 golle Göztepe (14) ve Ankaragücü (18) ile birlikte ligin en az gol atan üç takımından biri olurken, takımın beş forvetinin toplam gol sayısı, takımın 5 gollü defans oyuncusu Mehmet Uslu'dan yalnızca bir gol fazla. Evet yanlış okumadınız. Takımın golcülerinden Ferdi Başoda 23 maçta 3 gol, Yaser Yıldız 19 maçta 2 gol, Eser Yağmur 2 maçta 1 gol kaydederken, Burak Akdiş 14 maçta, Ali Zitouni 4 maçta ve Uğur Yıldız 1 maçta gol kaydedemediler.
20 Şubat 2013 Çarşamba
Birinci Lig'de 22.Hafta / Zirve
Son on iki haftaya girilirken Birinci Lig'de yarış yavaş yavaş şekillenmeye başlıyor. Devre arasında yaptığı beş transferin üçünden iyi verim almayı başaran Kayseri'nin Inter'i Erciyesspor üst üste üçüncü deplasman galibiyetini alarak üçüncü Trabzon 1461 ile farkını dört puana çıkardı (41-37). Tecrübeli golcü Emrah Bozkurt ve geçen sezon Denizlispor'daki performansını katlayan Gerard Gohou takımı sırtlamaya devam ediyor. En yakın takipçisi Manisaspor ise haftayı kötü oynadığı Bucaspor deplasmanında bir puan alarak kapadı. Kahe, tecrübesiyle lige ağırlığını koyuyor (23 maç/14 gol). Bu oyuncunun geçtiğimiz sezonu sıfır(0) golle kapadığını unutmamak lazım. Diğer yandan kariyerinde ilk kez birinci kaleci olarak görev yapan Volkan Babacan da ligin en az gol yiyen kalecisi konumunu sürdürüyor. Manisaspor iç sahadaki başarısını kalan altı deplasmana yansıtırsa, Süper Lig'e geri dönmesi çok olası.
Şampiyonluk yarışı tüm hızıyla sürerken, ilerleyen haftalarda ilk altı yolunda bu takımları iyi bir istikrar yakalamaları halinde Boluspor, Bucaspor ve Torku Konyaspor'un zorlamalarını bekliyorum.
Playoff sıralamasında Karadeniz ekiplerini Adana temsilcileri izliyor. Süper Lig'e çıkma hakkını elde etmese bile bunu gerçekleştiremeyecek olan Trabzon 1461 iki mağlubiyetten sonra Karşıyaka'yı 3-2 yenmeyi başardı. Bu maçta üç gol atan Yusuf Erdoğan'ı İstanbul'da Galatasaray'ı 2-1 mağlup ettikleri maçta canlı izlemiş ve çok beğenmiştik. Genç oyuncu çıkışta. Özellikle bir garip transfer hikayesiyle en önemli oyuncularından ikisini Ç.Rizespor'a (Sercan Kaya-18 maç, Eren Albayrak-12 maç), birini de ağabeyi Trabzonspor'a (Abdullah Karmil-15 maç) kaptırdıktan ve hedefsiz kaldıktan sonra Ligin en iyi hocalarından Mustafa Reşit Akçay'ın takımının bu amaçsızlıkla neler yapacağı meçhul. Dördüncü Ç.Rizespor ise sansasyonel teknik direktörü ve devre arasında yaptığı üçü yabancı yedi transferiyle lige inişli çıkışlı bir giriş yaptı. Mustafa Denizli'ni daha önceki Birinci Lig deneyiminde Manisaspor'u Süper Lig'e taşıyamamıştı. Hocanın takımı çok önemli oyuncuları kadrosuna kattı ama devre arasında bu kadar fazla transferin yarattığı uyum sorunu baş ağrıtacağa benziyor. Küme düşmeme mücadelesi veren ve ikinci yarı ile birlikte şaha kalkan Samsunspor karşısında 4-0 ile sürklase oldular bu hafta.
Kuzey uçtan güney uca, Adana'ya kayalım. Ligin ilk yarısında teknik direktör Mustafa Uğur'un gelişiyle muhteşem bir çıkış yakalayarak düşme potasından zirveye çıkan Adana Demirspor, derbi öncesi sahasında K.Erciyesspor'a kaybederek önemli bir yara aldı. Mavi-Lacivert, önemli oyuncusu Raheem Lawal'ı Mersin İdman Yurdu'na kaptırdı. Yerine alınan Guy ve Taha ise henüz beklenen katkıyı yapamadılar. Lawal'ın adı bu transfer döneminde Bursaspor ve İBB ile de anılmıştı. Saha içinde yetenekleriyle sivrilen oyuncu için saha dışında aynı olumlu söylemler yok malesef. Derbi arefesinde Adana'nın Turuncu yakası ise lige tekrar döndü. İkinci yarıya Şanlıurfa deplasmanında 0-0'lık beraberlikle giren Adanaspor, ardından sahasında lig sonuncusu Ankaragücü'ne 1-0, ve deplasmanda Bucaspor'a 4-0 yenilmişti. Ardından oynanan son derece kritik maçta 89.dakikada gelen golle alınan 3-2'lik Trabzon 1461 galibiyeti takımı hayat döndürdü. Son maçta da ligin zor deplasmanlarından Gaziantep B.B'den beraberlik çıkardılar.
Şampiyonluk yarışı tüm hızıyla sürerken, ilerleyen haftalarda ilk altı yolunda bu takımları iyi bir istikrar yakalamaları halinde Boluspor, Bucaspor ve Torku Konyaspor'un zorlamalarını bekliyorum.
16 Şubat 2013 Cumartesi
Fedadan Beklentiler
Sezon başında 'feda' parolasıyla yola çıkan Beşiktaş Futbol Takımı, devre arasına kadar tahmin edilenin üzerinde puan toplayınca taraftardan 'şampiyonluk' sesleri yükselmeye başlamıştı. Sezon başında bu söyleme neredeyse hiçbir Beşiktaşlı itibar etmezken, puan sıralaması hem taraftarı hem de futbolcuları bir beklenti içerisine soktu.
16 Şubat Beşiktaş - Gaziantepspor maçında, Antep'in 90. dakikada maçı 1-1'e getiren golünden sonra taraftarlar önce kaleci McGregor'ı daha sonra da teknik direktör Samet Aybaba'yı protesto etmeye başladılar. Buradaki enteresan durum, birden bire çoğalan beklentilerin aslında büyük bir yanılsama olduğunun ortaya çıktığmasıydı.
Bir gün önce ezeli rakibi ve ligde kendisinin önünde bulunan Galatasaray'da maç içinde işler iyi gitmediğinde kenardan Drogba ve Amrabat gelirken bugün Beşiktaş'ta kenardan oyuna katkı yapabilecek oyuncu bulabilmek neredeyse imkansız. Olaya bir de şu açıdan bakalım, Fenerbahçe'de düzenli olarak oynamayan ama rotasyonda kullanılan Krasiç, Stoch, Sezer, Selçuk Şahin, Semih, Mert, Mehmet Topuz gibi isimlerin kaçı Beşiktaş'ın direkt ilk 11 oyuncusu olur sizce ?
Yukarıdaki sebepler, Samet Aybaba'yı nispeten az kusurlu kılabilir. Ancak 'feda' diye adlandırdığı sezonda, hala ilk onbirde sürekli oynayan oyuncuların çoğunluğunun 25 yaş üstünde olması, kalede ekstra hiçbir şey yapmayan McGregor'ın Cenk'e tercih edilmesi, sezon başından beri Muhammet Demirci'nin neredeyse hiç şans bulamaması gibi durumlar da Samet Aybaba'nın kendini inkar ettiğini gösteriyor. Cenk, 'feda' sezonunda forma bulmazsa hangi sezonda forma şansı bulacak, gerçekten de bilinmez.
16 Şubat Beşiktaş - Gaziantepspor maçında, Antep'in 90. dakikada maçı 1-1'e getiren golünden sonra taraftarlar önce kaleci McGregor'ı daha sonra da teknik direktör Samet Aybaba'yı protesto etmeye başladılar. Buradaki enteresan durum, birden bire çoğalan beklentilerin aslında büyük bir yanılsama olduğunun ortaya çıktığmasıydı.
Bir gün önce ezeli rakibi ve ligde kendisinin önünde bulunan Galatasaray'da maç içinde işler iyi gitmediğinde kenardan Drogba ve Amrabat gelirken bugün Beşiktaş'ta kenardan oyuna katkı yapabilecek oyuncu bulabilmek neredeyse imkansız. Olaya bir de şu açıdan bakalım, Fenerbahçe'de düzenli olarak oynamayan ama rotasyonda kullanılan Krasiç, Stoch, Sezer, Selçuk Şahin, Semih, Mert, Mehmet Topuz gibi isimlerin kaçı Beşiktaş'ın direkt ilk 11 oyuncusu olur sizce ?
Beşiktaş'ın sezon başındaki 'feda' sloganı aslında gayet mantıklıydı, bir önceki başkan kulübü çiftliğe çevirmişti ve maddi sorunlar çok ciddiydi. Bu sebeplerden de Beşiktaş kendi gençlerine yönelmek zorundaydı. Ancak bu noktadan sonra yapılan McGregor, Escude, Niang transferleri, 'feda'nın aslında sadece bir slogandan ibaret olduğunu gösterdi..
15 Şubat 2013 Cuma
Takım içi Dengeler
Her doğru hamleye bir kulp bulmak isteyen Türk basınının Sneijder ve Drogba transfer süreçlerinde dillerinden düşürmediği en önemli argüman 'takım içi dengeler'di. Sneijder ve Drogba'nın alacağı yüksek maaşlar sebebiyle takımdaki huzur yerini fesatlığa bırakacak, bu sebeplerden de Galatasaray Futbol Takımı başarısız olacaktı.
Üstteki fotoğraftaki oyunculardan bir tanesi geçen yılki Türkiye Ligi'nin Gol Kralı, bu yıl Şampiyonlar Ligi'nde gol krallığı için yarışıyor. Yeşil yelekli oyuncu ise geçen yıl Şampiyonlar Ligi Finali'nde maçın adamı seçilmiş ve Galatasaray tarafından yeni transfer edilmiş bir futbolcu. Kısacası direkt olarak forma rekabetine girecek iki oyuncu görüyoruz fotoğraflarda..
Fotoğraflardan da anlaşılacağı üzere, takım içi dengeler fena halde tehlikede, Florya'da sevgisizlik, futbolcular arasında soğukluk hakim..
13 Şubat 2013 Çarşamba
Gündem-i Galatasaray
Şu günlerde ise bir garip heyecanla yerinde duramıyor aynı ruh. İnanamıyor akil Galatasaraylılar gelinen noktaya. Bir sezonda baştan inşa edilen kadro, üst düzey konsantrasyon, sezon ortasında değiştirilen sistem, ve gelen, en manidar şampiyonluklardan biri.
Böyleydi sezon başında Galatasaray'ın bir yılının özeti. Yeni kurulmuş kadroya, çok önemli ilk on bir oyuncuları takviye edildi. Risk denilebilecek düzeyde transferlerdi bunlar. Kolay olan, oturmaya henüz başlayan takımı korumaktı. Ama revizyon devam ediyordu. Belki de plan yine dört yıllıktır, hoca bilir bunu.
En büyük değişim, Elmander - Necati ikilisinin yerlerini gol kralı Burak ve Umut'a bırakmasıydı. Hoş Elmander devre boyunca rotasyonda yer aldı fakat geçen seneki Elmander'in pres temposunu bu sene yakaladığını söyleyemeyiz. Geçen sene, Uğur Meleke'nin tabiriyle, 4-5-2 oynuyordu takım. Elmander'in üstün pres gücü, rakipler orta sahayı üçlü göbekle savunsalar bile üstünlüğü G.Saray'a geçiriyordu. Tabi ki bunda Melo'nun üst düzey formuyla, Engin ve Emre'nin sürekli içe kat ederek hem pres gücünü arttırmalarının, hem de pas oyununa alternatif sunmalarının payı büyüktü. Bu sezonsa taşlar yerinden oynadı. Sol çizgiye yerleşen Amrabat hücumda çeşitlilik sağlasa da ısıran Galatasaray'ı olumsuz yönde etkiledi. Keza yaz hazırlık sezonunu doğru dürüst çalışmadan geçiren Melo'nun koca bir ilk devre yaşadığı kayıp, Engin'in bu süreçte cezalı olmasıyla yaşanan alternatifsizlik, ve Hamit'in sürekli maç temposunu yakalama süreci Galatasaray'ı çok olumsuz etkiledi. Elbette bu nokta omurganın temel taşı Ujfalusi'nin sakatlanmasının payını unutmamak gerekir. Cris'in bir alternatif olamayarak akılları karıştırması, geçen sezon sonsuz güven duyulan savunma göbeğinin bu sezon zaman zaman soru işareti haline gelmesi de olumsuzluklardan biriydi.
Böylece Galatasaray, özellikle orta sahayı kalabalık tutan takımlara karşı oyun üstünlüğünü kaybetti, bir türlü topu ayağında tutamadı, geçen sezonki o delici oyun kayboldu, Burak üzerine kurulmaya çalışılan oyunlar geldi. Bunun önemli örnekleri, içerdeki ve deplasmandaki Braga maçları, içerdeki Karabük, ve yine içerdeki Gaziantep maçlarıdır. Keza Mersin deplasmanını da sayabiliriz.
Bu durumda yanlışta ısrara gerek yoktu. Hatırlarsak, UEFA kupasını almaya gidilen yola da 3-5-2 ile çıkılmıştı. Oyun neyi gerektiriyorsa, ona dönüşmek çağın gereği. Bu dönemde de oyun ortayı kalabalıklaştırmayı gerektiriyor. Elmander, biraz yaşı gereği, biraz da rotasyon gereği, asla geçen sezonki Elmander olmayabilir. Melo, geçen seneki üstün formunu yakalayamayabilir. Her şeyi geçtim, Şampiyonlar Ligi çok üst bir seviye. Bu kadar tecrübesizken temkinli oynamak en akılcısı olacaktır. Fatih Terim de Sneijder gibi bir transferle birlikte bu opsiyona kavuştu. Maç eksiğini giderdikçe yapacağı katkıdan şüphe duyulmaz.

Yazının başında, yerinde duramayan ruhtan söz etmiştim. Üstün bir karakter olan, hiçbir hocanın hayır diyemeyeceği bir futbol efsanesi, Drogba bunun sebebi. Taşlar dışardan göründüğü kadarıyla, Sneijder ile birlikte yerine oturmuşken, bu muazzam adamın getirdiği heyecanla birlikte yeniden karışıyor işler. Kendini Terim'in yerine koyuyor bugünlerde herkes, her yere Galatasaray onbirleri yazılıyor, çiziliyor. Tatlılığı abartılmış bir telaş Fatih Terim'i bekliyor. Bırakalım da hoca çıksın işin içinden, her zamanki gibi. Burak'ı küstürmeden, Drogba'dan ve Sneijder'den maksimum verimi alıp, Selçuk'un liderliğine toz kondurmadan, bu takımın savaşçı ruhu Melo ve Sabri'nin emeklerinin hakkını vererek, Hamit'in tecrübesini unutmadan, nasıl bir yapı kuracak, bilemiyorum.
Son olarak, Schalke eşleşmesi. Şampiyonlar Ligi bambaşka bir seviye. Bunu Braga ve Manchester maçlarında çok iyi bir şekilde gördük. Buralara alışık olmak, tecrübeli olmak çok önemli. Yalnızca teker teker futbolcu kalitesinden ziyade takım oyununu bu seviyeye çekmek gerekli. Her ne kadar Schalke'de işler kötü gitse ve önemli oyuncuları sakat olsa da, Almanların son beş sezonda iki çeyrek, bir de yarı final oynadıklarını unutmamak gerekir. Sabırlı, sakin olmalıyız. Tur asla çantada keklik değil. İlk maçta işler yolunda gitse de gitmese de ikinci ayağın olduğunu hiç unutmadan oynamalıyız. Girilen hava beni korkutuyor.
11 Şubat 2013 Pazartesi
Bitmeyen Sabri Goygoyu Yapmışlar !
10 Şubat akşamı Türk Telekom Arena harika bir futbol akşamına sahne oldu Galatasaraylılar için. Yeni flaş transferlerden Sneijder ilk on birde, Drogba ise başkanın yanındaydı. Sahaya çok kaliteli olmasa da çok coşkulu bir futbol koydu Galatasaray ve yarım pozisyon dahi vermeden, Burak'ın golleriyle kazanmasını bildi. Bunca güzellik içinde beni asıl mutlu eden güzellikse, kolunda kaptanlık bandı olan futbolcu ile ilgili..
Burada çokça yazdım, tanıyanlar konuyla ilgili ne kadar tepkili olduğumu bilirler. Sabri Sarıoğlu, bu ülkede hakettiği saygıyı - kendi taraftarından - görmeyen oyuncuların başında geliyor. Nasıl bu hale geldi, nasıl bu çizgi film kahramanlığı ona yapıştı bilmiyorum, ancak herkesin ıskaladığı şey şu; Sabri çok iyi bir futbolcu, mükemmel bir profesyonel ! 2 sezondur çokça yedek kalıp yer yer on sekiz kişilik kadronun dahi dışında kaldı, yılmadı, küsmedi, takım kaptanı olmasına rağmen bunları hep bir mesaj olarak algıladı ve kendini hep hazır tuttu. Rakibi, belki de saha içi disiplinsizlikleri olmasa Dünya'nın en iyi 3 sağ defansından biri olan Eboue olmasına rağmen aslanlar gibi mücadelesini verdi ve sırasını bekledi. Dünkü Antalya maçının açık arayla en iyi futbolcusuydu..
Sabri Sarıoğlu'nun Bursa maçında attığı golü hatırlayanınız var mı mesela ? Son 16 dakikada şampiyon olduğumuz Kayseri maçındaki performansını hatırlar mısınız ? Bordo maçının 90+3'ünü hatırlayanınız var mı ? 18 yaşındayken Galatasaray A takımındaki ilk günlerinde, Terim'in kötü Galatasaray'ının tek parlayan tarafı olduğunu hatırlar mısınız ? Ulusal Takım'ın her kritik sınavından önce 'Gökhan Gönül şoku' yaşanırken sağ tarafta görevden kaçmayan 22 numaralı futbolcu kimdir acaba ?
Bitmeyeceğini biliyorum, ama belki bunu okuyanlarınız Sabri Sarıoğlu'nun bir Disney karakteri değil de uluslararası arenada tanınmış, önemli bir sporcu olduğunu hatırlar..
6 Şubat 2013 Çarşamba
Senin Memleket Neresi?
Son dönemde gündeme gelen dil konusu yüzünden asıl tartışmamız gereken yine arka planda kaldı: Sercan Sararer neden milli takımda?
Ne milli forma altında önemli bir katkısı var bugüne kadar, ne de bu sezon üst düzey bir performansı. 16 lig, bir kupa maçına çıkmış bu sezon Sercan, sıfır gol bir asistle oynamış. Gerçekten hak ediyor mu sizce milli formayı? Ferhat Kiraz ya da Erman Kılıç'ın milli takıma seçilebilmesi için İstanbul'da oynamaları gerek derdik eskiden olsa. Şimdilerde sanırım kapağı ligin dibinde de olsa bir Bundesliga takımına atmak yeterli.
26 Kasım 2012 Pazartesi
Taraftar
"Futbol taraftarı olmak hakkında kesin olarak bildiğim tek şey; tam aksi gibi görünüyor olsa da, aslına bir başkasının sevincini yaşıyor olmadığınızdır. Seyretmektense oynamayı tercih edeceğini söyleyenler esas noktayı kaçırıyorlar. Futbol seyretmenin bizzat kendisi bir edim haline gelmektedir. Elbette maç izlemenin, izlerken sigaraları ardına yakmanın, maç bitiminde patates kızartması yiyip zilzurna sarhoş olmanın, size en az sahada bir ileri bir geri koşmak kadar Jane Fonda fiziği katacak bir jimnastik biçimi olduğunu söylemiyorum. Ama bir zafer yaşandığı zaman, o zaferin keyfi, oyunculardan tribünün en üst sırasına ulaşana kadar soluklaşan, eksilen bir şey değildir. Her ne kadar golü atmanın, basamakları ağır ağır çıkarak Prenses Diana'nın elinden kupayı almanın keyfini asıl yaşayanlar onlar olsa da, taraftarların yaşadığı zevk takımın aldığı zevkin sulandırılmış bir çeşitlemesine indirgenemez. Zafer durumlarında yaşadığımız coşku, "başka birinin" şanslı anının kutlanması değil, kendi talihimizin kutlanmasıdır ve sonuç olarak beklenmedik bir yenilgi aldığımızda bizi çevreleyen kader, samimi bir kendine acıma duygusudur. Futbolun nasıl yaşandığını anlamak isteyen herkes, her şeyden önce bunu anlamalıdır. Futbolcular yalnızca bizim temsilcimizdir. Bizim tarafımızdan oy verilerek belirlenmemiş, üstüne üstlük teknik direktör tarafından seçilmiş olmalarına rağmen bizim temsilcilerimizdir. Eğer sahaya dikkatlice bakarsanız, onların birlikte yüzdükleri ve suyunu bizim taşıdığımız göletleri, oyuncak ördekler gibi sırtlarındaki burguları görebilirsiniz. Kulüp benim ne kadar parçamsa, ben de kulübün o kadar parçasıyımdır. Ama bunları söylerken, kulübün beni sömürdüğünün, görüşlerime kulak asmadığının, beni adam yerine koymadığının farkındayım ve bu kanaatim profesyonel futbolda işlerin nasıl yürüdüğüne dair saf bir bilgisizlikten kaynaklanmıyor. Wembley'deki bu zafer her anıyla, en az Charlie Nicholas ile George Graham'a ait olduğu kadar bana da aittir (bir sonraki sezonun başında Graham tarafından gözden çıkarılıp gönderilen Charlie de Wembley zaferini benim kadar sevgiyle anıyor mu, bundan da emin değilim üstelik). Bu zaferin her saniyesinde en az onlarınki kadar benim de alınterim var. Benimle onlar arasındaki tek fark, benim bu işe çok daha fazla saat, yıl, onyıl ayırmış olmamdır. Bu yüzden o zaferin değerini daha iyi anlayabilir, zaferimizi her hatırladığımda güneşin neden parlamaya başladığını yürekten hissedebilirim."
Fever Pitch (Futbol Ateşi) / Nick Hornby kitabından alıntıdır. Bu gibi duygular biz "geçmişi yıllardan giderek değil, sezonlardan giderek" hatırlayanlarda barınır.
Fever Pitch (Futbol Ateşi) / Nick Hornby kitabından alıntıdır. Bu gibi duygular biz "geçmişi yıllardan giderek değil, sezonlardan giderek" hatırlayanlarda barınır.
16 Kasım 2012 Cuma
Sıklet Farkı
Biz küçükken, altyapıda oynarken haftada bir gün çift kale yapardık. 12-13 yaşlarındaydık o zaman. O çift kalelerde, takımın hocası olan çalıştırıcımız, ortada dikilip konuşup dururdu. Bazen top yakınlarından geçerken dayanamaz alır ayağına, bize öğretir gibi yapıp, "işte böyle, işte bu, al ver al ver" diyip bir kaç kişiyi geçer, bir iki ver kaç yapar, en son gollük bir pas bırakırdı. Sonra da "bu yani yapacağınız" derdi. Bir Allahın kulu da, "hoca senle biz bir miyiz, sen bizim iki katımızsın" demezdi haliyle.
İşte tam olarak bunları hatırlıyorum Fernandes'i izlerken. Teşbihte hata olmazmış.
19 Temmuz 2011 Salı
U19 Şampiyonası
Genç yetenek avcıları, FMciler.. Futbolumuzun çalkantıdan geçilmediği, yeşil çimlere özlem duyduğumuz şu günlerde u19 Avrupa Şampiyonası imdada yetişiyor. 20 Temmuz 2011- 1 Ağustos 2011 tarihleri arasında Romanya'da düzenlenecek şampiyonada sekiz takım yer alacak ve iki grupta yarışacak.
A Grubu : Romanya, Çek Cumhuriyeti, Yunanistan, İrlanda
B Grubu : Sırbistan, İspanya, Belçika, Türkiye

B Grubunda yer millilerimiz ilk maçında 20 Temmuzda Sırbistanla, ikinci maçında 23 Temmuzda Belçikayla ve son grup maçında 26 Temmuzda İspanyayla karşılaşacak.
Nasıl Geldik?
52 takımın 13 grupta yarıştığı ön eleme turunda 1.Grubu İzlanda, Kazakistan ve Galler'in önünde lider tamamlayan gençlerimiz Elit tura yükselmişti. Ön eleme turundan gelen yirmi altı takıma iki en iyi 3.'nün katılımıyla gerçekleştirilen Elit turda, 28 takım 7 grupta mücadele etti. Bu turda Almanya, Macaristan ve Makedonya ile aynı grupta yer alan ay-yıldızlılar oynadıkları karşılaşmaların tamamını kazanarak grubu lider tamamladı ve şampiyonada mücadele etmeye hak kazandı.

Milli Takımımızın kadrosu ise şu isimlerden oluşuyor:
Furkan ŞEKER, Atınç NUKAN, Sezer ÖZMEN (Beşiktaş)
Gökay IRAVUL, Berkay ÖZTUVAN, Okan ALKAN (Fenerbahçe)
Ömer KAHVECİ, Kamil Ahmet ÇÖREKÇİ (Bucaspor)
Muhammet DEMİR, Orhan GÜLLE (Gaziantepspor)
Ali DERE (Konyaspor)
Hasan Ahmet SARI (Trabzonspor)
Ozan Evrim ÖZENÇ (Denizlispor)
Oğuzhan AZĞAR (Samsunspor)
Sefa Akın BAŞIBÜYÜK (Çorumspor)
Ömer Ali ŞAHİNER (Konya Torku Şekerspor)
Emrah BAŞSAN (Pendikspor)
Aykut ÖZER (Eintracht Frankfurt)
Servan TAŞTAN (FC Metz)
Burakcan KUNT (MSV Duisburg)
Engin BEKDEMİR, Nadir ÇİFTÇİ (Kayserispor)
A Grubu : Romanya, Çek Cumhuriyeti, Yunanistan, İrlanda
B Grubu : Sırbistan, İspanya, Belçika, Türkiye

B Grubunda yer millilerimiz ilk maçında 20 Temmuzda Sırbistanla, ikinci maçında 23 Temmuzda Belçikayla ve son grup maçında 26 Temmuzda İspanyayla karşılaşacak.
Nasıl Geldik?
52 takımın 13 grupta yarıştığı ön eleme turunda 1.Grubu İzlanda, Kazakistan ve Galler'in önünde lider tamamlayan gençlerimiz Elit tura yükselmişti. Ön eleme turundan gelen yirmi altı takıma iki en iyi 3.'nün katılımıyla gerçekleştirilen Elit turda, 28 takım 7 grupta mücadele etti. Bu turda Almanya, Macaristan ve Makedonya ile aynı grupta yer alan ay-yıldızlılar oynadıkları karşılaşmaların tamamını kazanarak grubu lider tamamladı ve şampiyonada mücadele etmeye hak kazandı.

Milli Takımımızın kadrosu ise şu isimlerden oluşuyor:
Furkan ŞEKER, Atınç NUKAN, Sezer ÖZMEN (Beşiktaş)
Gökay IRAVUL, Berkay ÖZTUVAN, Okan ALKAN (Fenerbahçe)
Ömer KAHVECİ, Kamil Ahmet ÇÖREKÇİ (Bucaspor)
Muhammet DEMİR, Orhan GÜLLE (Gaziantepspor)
Ali DERE (Konyaspor)
Hasan Ahmet SARI (Trabzonspor)
Ozan Evrim ÖZENÇ (Denizlispor)
Oğuzhan AZĞAR (Samsunspor)
Sefa Akın BAŞIBÜYÜK (Çorumspor)
Ömer Ali ŞAHİNER (Konya Torku Şekerspor)
Emrah BAŞSAN (Pendikspor)
Aykut ÖZER (Eintracht Frankfurt)
Servan TAŞTAN (FC Metz)
Burakcan KUNT (MSV Duisburg)
Engin BEKDEMİR, Nadir ÇİFTÇİ (Kayserispor)
27 Şubat 2011 Pazar
Karadeniz'de Futbol Şov
Trabzonspor en yakın rakibine 5 puan fark atarak zirvede bitirdiği ligin ikinci devresinin henüz altıncı haftasında üst üste ikinci kez liderliği geri almak sahaya çıktı. Çok istekli ve saldırgan başladı bordo mavililer. Bu şok prese Kayseripor hazırlıksız olacak ki henüz maçına başında Hamidou'nun uzaklaştırmak istediği top kısa düştü ve Jaja'nın mahareti Trabzonspor'u öne geçirdi. Bu golde Hamidou kadar pres altında kendisine pas veren arkadaşının da payı vardı kuşkusuz.
Erken gelen golün Trabzonspor'u rahatlattığını ve 20 dk boyunca çok iyi pres yapan, alan daraltan bir takım izlediğimizi söyleyebiliriz. Bu dakikalarda adeta bir "Lucescu takımı" gibiydiler. Tek sorun, yıllardır istikrarlı bir savunma anlayışı ortaya koyan Kayserispor'un bu çizgisini erken gole rağmen sürdürmesi sonucu hücumda organize olamamalarıydı.

Derken Amrabat'ın bireysel yetenekleriye yarattığı gol Abdullah'ın ayağından geldi. Abdullah bu golde içeriye çok iyi koşu yaptı. Fakat golde aslan payı Amrabat'ındı. Zira Serkan Balcı çabukluğunda bir oyuncuyu bu kadar dar alanda ekarte etmek pek de kolay bir iş değildir.
Eşitlikten sonra roller biraz daha belirginleşti. Kayserispor oldukça iyi bir savunma takımı ve ön tarafta da çok becerikli oyunculara sahipler. Bu öndeki oyuncuları önemli artılarından birisi sık sık adam kovalayarak savunmalarına yardım etmeleri. Bu kadro ve teknik ekipte ısrar edilmeli. Tek eksikleri birbirleriyle oynama deneyimlerinin az olması.
Abdullah ve Amrabat
İkinci yarıya Trabzonspor yine istekli başladı. Kayserispor da yüksek tempoya karşılık verince ortaya çok keyifli bir devre çıktı. Yüksek tempoda gelen karşılıklı gollerde maça damga vuran adamlardan Kayserisporlu Abdullah baş roldeydi. Önce kendi defansının arasına girerek kendi savunmasının dengesini bozdu ve Burakla başbaşa kaldı. Burak gücünü ve hızını kullanarak golü yaptı. Ardından Abdullah bu kez Trabzonspor savunmasının arasına harika bir koşu yaptı ve skora dengeyi getirdi.
Golün ardından Trabzonspor yeniden baskı kurmaya çabalasa da organizasyonda Colman'ın formsuzluğunu maç boyu hissetti. Selçuk'un yokluğu bu bölgede Şenol Güneş'i de alternatifsiz bıraktı.

Her iki ekip de çok koşmasına ve mücadele etmesine bu çekişmeli maçın sonunda ayakta kalabildiler ve bizlere harika bir final izlettiler. Önce becerikli ayakları Amrabat ve Ziani'nin hazırladığı pozisyonda Kayseri öne geçti, ardından top yekün saldıran Trabzonspor'un golü Glowacki'nin kafasından geldi. Bu golde Yattara'nın basit oynadığında ne kadar faydalı olabileceğini gördük.
Her ne kadar maç gol düellosu şeklinde geçmiş olsa da, her iki takım da neden ligin en az gol yiyenleri olduğunu gösterdiler. Çok üst düzey bir karşılaşmaydı, futbola doyduk.
Trabzonspor efsanesi Şota'nın eski takımına şampiyonluk olunda çelme takması, gecenin ilginç ayrıntılarındandı.
Erken gelen golün Trabzonspor'u rahatlattığını ve 20 dk boyunca çok iyi pres yapan, alan daraltan bir takım izlediğimizi söyleyebiliriz. Bu dakikalarda adeta bir "Lucescu takımı" gibiydiler. Tek sorun, yıllardır istikrarlı bir savunma anlayışı ortaya koyan Kayserispor'un bu çizgisini erken gole rağmen sürdürmesi sonucu hücumda organize olamamalarıydı.

Derken Amrabat'ın bireysel yetenekleriye yarattığı gol Abdullah'ın ayağından geldi. Abdullah bu golde içeriye çok iyi koşu yaptı. Fakat golde aslan payı Amrabat'ındı. Zira Serkan Balcı çabukluğunda bir oyuncuyu bu kadar dar alanda ekarte etmek pek de kolay bir iş değildir.
Eşitlikten sonra roller biraz daha belirginleşti. Kayserispor oldukça iyi bir savunma takımı ve ön tarafta da çok becerikli oyunculara sahipler. Bu öndeki oyuncuları önemli artılarından birisi sık sık adam kovalayarak savunmalarına yardım etmeleri. Bu kadro ve teknik ekipte ısrar edilmeli. Tek eksikleri birbirleriyle oynama deneyimlerinin az olması.
Abdullah ve Amrabat
İkinci yarıya Trabzonspor yine istekli başladı. Kayserispor da yüksek tempoya karşılık verince ortaya çok keyifli bir devre çıktı. Yüksek tempoda gelen karşılıklı gollerde maça damga vuran adamlardan Kayserisporlu Abdullah baş roldeydi. Önce kendi defansının arasına girerek kendi savunmasının dengesini bozdu ve Burakla başbaşa kaldı. Burak gücünü ve hızını kullanarak golü yaptı. Ardından Abdullah bu kez Trabzonspor savunmasının arasına harika bir koşu yaptı ve skora dengeyi getirdi.
Golün ardından Trabzonspor yeniden baskı kurmaya çabalasa da organizasyonda Colman'ın formsuzluğunu maç boyu hissetti. Selçuk'un yokluğu bu bölgede Şenol Güneş'i de alternatifsiz bıraktı.

Her iki ekip de çok koşmasına ve mücadele etmesine bu çekişmeli maçın sonunda ayakta kalabildiler ve bizlere harika bir final izlettiler. Önce becerikli ayakları Amrabat ve Ziani'nin hazırladığı pozisyonda Kayseri öne geçti, ardından top yekün saldıran Trabzonspor'un golü Glowacki'nin kafasından geldi. Bu golde Yattara'nın basit oynadığında ne kadar faydalı olabileceğini gördük.
Her ne kadar maç gol düellosu şeklinde geçmiş olsa da, her iki takım da neden ligin en az gol yiyenleri olduğunu gösterdiler. Çok üst düzey bir karşılaşmaydı, futbola doyduk.
Trabzonspor efsanesi Şota'nın eski takımına şampiyonluk olunda çelme takması, gecenin ilginç ayrıntılarındandı.
20 Şubat 2011 Pazar
Ferrari'nin Özel Tüketim Vergisi (Beşiktaş:2-Fenerbahçe:4)

Açıkcası bu sezon izlediğim en hareketli, en tempolu karşılaşma oldu Beşiktaş - Fenerbahçe maçı. Maç öncesinde bu tempoyu bekliyordum, Fenerbahçe'nin şampiyonluk yolunda kazanmaktan başka şansı yoktu, Beşiktaş'ın ise hafta içindeki Kiev mağlubiyetinden sonra presij için saldırma isteği bu tempoyu ortaya çıkardı.
Maçı 1-1'e getiren Ekrem Dağ'ın golüne kadar maçın tek hakimi Fenerbahçe'ydi. Açıkçası ilk 35-40 dakikadaki oyunu sürdürmesi halinde şampiyonluğun en büyük adayı olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Sahada alan daraltarak, oyuncuların birbirlerine yakın oynaması ve hareketli oluşları, oyunda üstünlük kurmalarının en önemli sebebi. Ancak bu maç özelinde, 2. yarının ilk çeyreğinde geriye düştüklerinde demorolize oldukları için bu oyunu sahaya yansıtamadılar. Ta ki Ferrari'nin bonusuna kadar.
Maçın bu bölümü için ayrı bir parantez açmak gerekiyor sanırım. İtalya Ligi'nde yıllarca mücadele etmiş, uluslararası piyasada tanınan bir oyuncunun, böyle bir hareket yapması gerçekten akıl alacak bir durum değil. Maçın o anında Beşiktaş en çok nasıl sabote edilir sorusuna cevap niteliğinde bir hareket yaptı Ferrari. Kontra ataklarla 3. golü bulmasının yüksek bir ihtimal olduğu bir anda, hem takımını bir kişi eksik bıraktı, hem de penaltıya sebebiyet verdi. Ne denebilir ki Ferrari'ye ..
2-2'yi bulan Fenerbahçe için gerisini getirmek çok zor olmadı, hele ki Beşiktaş bir kişi eksik iken. Maçın gerisinde 2 gol daha bulan Fenerbahçe, 4-2'lik galibiyetle şampiyonluk yolunda önemli bir engeli aşmış oldu.

Maçtan akılda kalan bir not, Cüneyt Çakır ile ilgili. Çakır, ülke sınırları içinde yönettiği tüm önemli maçlarda aynı çizgisini sürdürüyor. Bu maçta tam tamına 3 kez avantaj kuralını kullanmadı. Bu pozisyonlardan ikisi kartlık pozisyonlardı. Ancak Çakır, o kartları acilen göstererek kendi riske atmak istemediğinden, hemen düdüğünü çalarak oyunu kesti. Çakır, Türkiye'de yönettiği derbide hep aynı stresle düdük çalıyor, bir an önce kararı verip, riske girmeden, suya sabuna dokunmadan, insiyatif almadan maçları yönetiyor. Avrupa'da ise üzerinde baskı olmadan maç yönettiği için, düdüğünü doğru şekilde çalabiliyor. Yani aslına bakarsanız, Çakır gayet iyi bir hakem, ancak ülkedeki baskı, onun kafası rahat olarak düdük çalmasını engelliyor ne yazık ki..
Başka bir parantez de Aykut Hoca için açılmalı. Açıkcası ben bu gece Aykut Hoca'dan takım düştüğünde bir hamle yapmasını beklerdim. 2-1'den sonra her taraftan etkili şekilde gelen Beşiktaş için bir önlem alabilirdi, ancak belki de 63. dakikadan sonra yapmayı planlıyordu, fakat yardımına Ferrari yetişti.

Ayrıca bu maç, takımların liderlerinin takımları üzerindeki etkilerini de görmüş olduk. Guti, eğer ki Beşiktaş'da efsane yabancılar arasına girmek istiyorsa, büyük maçların kritik anlarında sazı eline almalı. Maçın ilk yarım saatinde baskı altında kalan takımını ayağa kaldırmalı, reaksyon göstermelidir. Benzer bir durum, Guti'nin takım arkadaşı Quaresma için de geçerli, maçların takımı adına negatif yöne gittiği anlarda, saçma şutlar, zorlama drive'lar ve gereksiz sertlikle oyun disiplininden uzaklaşarak, takımını hedefe ulaştıramayacağını görmeli Portekizli yıldız..
Diğer yandan, Fenerbahçe'nin liderine baktığımızda, ortada tam tersi bir durum görüyoruz. Sahada kaldığı müddetçe takımını bir maestro gibi yöneten Brezilyalı yıldız, güzel oyununu 3 golle süslemeyi bildi.
Futbol adına güzel bir gece oldu, Ferrari'nin lüks vergisi hariç..
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)



















