Fatih Terim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Fatih Terim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Eylül 2013 Salı

Fatih Terim'le Yolların Ayrılması Üzerine..

Bilmiyorum bugüne kadar ne sıklıkta burayı takip ettiniz, ne kadar okudunuz. Genel olarak 'gazete' jargonunda yazmaya çalıştık, cahil cesaretiyle. Bu akşam, şahsen ben, bunu yapamayacağım..

 Fatih Terim'in takımdan gönderilmesinde emeği geçen herkesin Allah belasını versin..



24 Ağustos 2013 Cumartesi

İnce Memed, Topal Ali ve Fatih Terim..

 Yaşar Kemal'in ölümsüz eseri 'İnce Memed'in önemli karakterlerinden biridir Topal Ali. Kendisi iz sürme konusunda inanılmaz yeteneklidir ve biri kendisinden iz sürmesini isterse bunu bir meydan okuma olarak görüp hemen yollara düşer. Bir gün, doğru bulmasa bile, İnce Memed'in izini sürmek zorunda kalır, çünkü konu iz sürmek oldu mu, ne karakteri onu durdurabilir, ne doğruları ne de başka bir şey..

 Ülkemizde geçen haftanın en önemli spor olayı, Fatih Terim'in üçüncü kez Milli Takım'ın başına geçmesi oldu. Daha önemlisi, Terim bu görevi kabul ederken asli görevi olan Galatasaray teknik direktörlüğü görevini de bırakmadı.

 Terim'in ne kadar milliyetçi, ne kadar bu ülke insanına inanan biri olduğunu hepimiz biliyoruz. Ancak geçen yıl ceza aldığı maçların akabininde, TFF ile ilgili yaptığı sert açıklamalardan sonra, kendisini o kurumun başındaki kişinin yanında imza atarken görmek benim içimi acıttı..


 Terim, geçen yılki olaylı Ordu maçından sonra yaptığı açıklamalarda, kendisinin sadece adaletin olduğu yerde var olabileceğini, hakem seminerlerinde kendi için özel sunumlar yapıldığını açıkladıktan sonra TFF bünyesinde görev alması gerçekten benim açımdan çok üzücü. Kendisi milli görevden kaçmadığını cümle aleme göstermek istedi pek tabi, açıkçası aldığı görev de çok riskli değil. Hali hazırda kimsenin şampiyonaya gitme gibi bir beklentisi yok. Ancak olur da Terim bu konuda da başarılı olursa, kendi efsanesinin daha da pekişeceğinin farkında.

 Kariyer açısından elin gavurunun 'challenge' dediği 'meydan okuma'lara hiç doymayan biri Fatih Terim. Hep kazanmak isteyen, kazanılma ihtimali olan her şeyi süpürmek isteyen bir spor adamı. Topal Ali'nin iz sürme konusundaki zafiyetinin bir benzeri de Fatih Terim'de var. Mevzu 'meydan okuma' olduğunda, şartlar çok inandığı gibi olmasa da, o 'challenge'ı kabul etmeden duramıyor imparator.

 Umarım bu hamle, Terim'in Galatasaray'da en ufak bir hatasını gözleyen dahili ve harici düşmanlarına herhangi bir malzeme vermez..

6 Mayıs 2013 Pazartesi

Rüya Gibi

 2012-2013 sezonu Galatasaray için adeta rüya gibi geçti. 30 hafta zirvede kalıp 2 hafta kala şampiyonluğu ilan etmek, Şampiyonlar Ligi'nde çeyrek final oynamak ve çeyrek finalde Real Madrid'i 3-2 yenmek bir sezon içersinde yaşanabilecek 'fazla' güzel şeylerdi..


 Sezon özetini şu zafer sarhoşluğunu atlattıktan sonra yaparız. Ancak unutulmaması gereken şey şu; önümüzdeki hafta prestij için de olsa bir derbi oynanacak. Yıllardır Saraçoğlu'nda galibiyete hasret bir takım var, hem de şampiyon apoleti ile karşı yakaya gidiyor bu takım. Amerikan filmlerinde dillere pelesenk olmuş bir replik vardır. Polis eskisi abilerimizi son bir operasyona ikna etmek için kullanılır bu düstur genelde: 'Son bir iş, sonra çiçekler içinde bir ev dostum!'

Eminim ki Terim de hafta boyunca öğrencilerine bunu anlatacak:  son bir iş, sonra huzurlu bir tatil..

19. şampiyonluğumuz herkese hayırlı olsun!

9 Nisan 2013 Salı

Cimbom Başı Dik Yürür !

 Dünya üzerinde herhangi bir takım, Real Madrid'in karşısına 3-0'lık bir dezavantaj ile çıkıyorsa, o takımın işi neredeyse imkansız demektir; bu tabi ki bir realite. Ancak bizim Galatasaray taraftarı olarak bu gece o statta yada televizyon başında yapmamız gereken şey, bu yıl gayet başarılı giden Şampiyonlar Ligi macerası için takımımıza teşekkür etmektir.


 Buradan hep yazıyorum, okuyorsanız (kaç kişi varsa artık :) sıkılmış bile olabilirsiniz aynı şeyleri okumaktan. Galatasaray'ın en önemli hedefi, sürdürülebilir başarı olmalıdır. Her yıl Şampiyonlar Ligi'nde olmak zorundadır Cimbom, her yol o dönen toplar içerisinden çıkıp bir gruba yerleşmelidir. 3. torbalardan daha iyi bir konuma gelmelidir yavaş yavaş, bir noktadan sonra zaten en tepedeki başarıya ulaşacaktır bu süreci yaşarsa, bu işin doğasında var.

 Bu akşam, netice ne olursa olsun Terim'in takımı geçen yılın başında verdiği sözü tutacak, mağlubiyette bile taraftarını gururlandıracak futbol oynayacak ve herkesin başını dik kılacaktır, şu mısralarda da anlatıldığı gibi..

Yollar uzun dikenli taşlı olsa da
Bastığın yer üzüntülerle dolsa da
Sel, çığ, ateş önünde her ne olsa da
Cimbom başı dik yürür !

7 Nisan 2013 Pazar

Çok Basit Bir Soru

Dünkü maç ile ilgili birçok şey konuşabilir, yazılabilir.. Terim'in verdiği tepkiyi, iki yıldır yaşananları, Galatasaray'ın tüm teknik kadrosunun tribüne gönderilmesini, Dany'nin pozisyonunu vs. sabaha kadar tartışabiliriz..

 Ancak benim dikkat çekmek istediğim nokta çok basit bir kural sorgulaması. Saha içerisindeki kurallar hem futbolcular hem teknik kadro için eşit midir ? Evet. Peki bir futbolcu topu hakemi protesto etmek için yere vuruyorsa bunun cezası nedir ? Sarı kart. Peki dün gece Fatih Terim topu yere vurduktan sonra neden sahadan atıldı ? Madem futbolcu ve teknik ekipten bir kişi için aynı kurallar oynanıyor, hoca neden ihraç edildi dün gece ?

 
 Terim, geçen yılın sonunda yapması gereken konuşmayı dün geceki olaylardan sonra yaptı. Kendisinin en büyük hatası, geçen yılki şampiyonluktan sonra o konuşmadan vazgeçmesi oldu. Kümülatif olarak ilerleyen olaylar sonunda da bir patlama yaşadı hoca. Gemileri yakmış Fatih Terim, son altı haftanın da yeni olaylara gebe olacağı çok net artık..

4 Nisan 2013 Perşembe

Galiptir Bu Yolda Mağlup

Maç bittiğinden beri Terim'in 3-5-2 tercihini düşünüyorum. Futbolla haşır neşir çoğu Galatasaraylı gibi Terim'e taparım. Gerek önceki dönemlerinde yaşattığı gurur ve mutluluklar, gerek bugün yaşattıkları, dibe vurmuş bir takımı getirdiği nokta hayatımın en önemli mutlulukları ve gururları arasındadır.



Bilenler bilir hocanın tarzını, rakamlara takılmaz, felsefe koymaya çalışır ortaya. Fakat rakamlar da futbolun gerçeği, nasıl 4-3-3, 4-4-2 ile değiştiğinde şampiyonluk getirmiş, nasıl 4-4-2, 4-3-1-2'ye evrildiğinde Şampiyonlar Ligi'nde çeyrek finalin kapılarını aralamışsa, dün geceki 3-5-2'i de iyi oynayan, ne yaptığını bilen takımı bir anda değiştirdi. 3-5-2 gibi radikal bir geçişin o esnada değil de maç hazırlığında, alternatif varyasyonlardan biri olarak düşünüldüğü kanısındayım. Gerçi hoca keskin geçişleriyle ünlüdür. Fakat dün geceki sorgulanabilir.

Schalke deplasmanında Farfan-Riera eşleşmesi devşirme sol bek açısından kabus olacak korkusunu pek çoklarımız taşıyorduk. Hele Riera'nın önünde sol kanat rolünde kimse olmadığını görünce bu korkumuz artmıştı. Ama o gün sahada topu rakibine vermeyerek Farfan'a ulaşmasını engelleyen, top yapan bir Galatasaray vardı. Kazanacağına inanmış, cesurca pas yapmaktan çekinmeyen, bol göbek oyuncusuyla çok alternatifli pas düzenine sahip modern bir Galatasaray. İşte dün gece de Barnebau'ya ısındıktan, Realle kafa kafaya oynayabileceğini fark ettikten sonra da bu Galatasaray'ı izlemeye başlamıştık. 30-45 arasını Real'den üstün oynamamızın tek nedeni skorun 2-0'a gelmesiyle açıklanamaz. İkinci yarıda da bu özgüvenin ve pas temposunun artacağını, Di Maria'nın da topla daha az buluşmaya başlayacağını ön görüyorduk ki Terim 3'lü savunmaya dönmeyi tercih etti. 4-3-1-2 sisteminde kanatlarda tek oyuncu olduğundan bu beklerin hücuma
çıkması bir zorunluluk. Tabi ki top kaybı olduğunda az adamla yakalanma da bir risk. İlk yarı boyunca, özellikle ikinci bölgede kaptığı toplarla, Real bunu iyi yaptı. Dikine, hızlı oynarak ileride bıraktığı 4 adamını topla çok buluşturdu. Terim öncelikli planı bunu durdurmaktı. Wesley Sneijder'in oldukça kötü bir gününde olması da bu kararda önemli bir etken olsa gerek. Kadro mühendisliği yapılmayan, devre arasında çehresini önemli ölçüde değiştiren Galatasaray'da bir çok oyuncunun direkt alternatifi yok. Böyle olunca da dün akşamki gibi Sneijder çıktığında ya da savunma oyuncuları yetersiz kaldığında sistem değişikliği gerekebiliyor.

Kanımca hoca biraz daha devam edebilirdi. İkinci yarıda, yıllar sonra ilk kez denenen 3-5-2'de orta saha organizasyonumuz çöktü. Pozisyon bulamamamızın başlıca nedeni bu. İyi oynayan takım, 2-0'lık dezavantaja rağmen her geçen dakika kendi güveni gelmeye başlayan takım Sneijder'e bir süre daha sabredebilirdi.
Daha riskli olsa da, 3-0 ile 4-0 arasında çok da fark göremiyorum. Fakat senin atacağın bir golün daha değerli olduğu sahada hücum devam etmemek negatif bir tercih olarak değerlendirilebilir. 2-0 olmuş bir maçta atıp yemek, pozisyon vermemekten daha evla değil midir?

Bu sezon muazzam bir ger dönüş oldu bizim için. İmparator da Avrupa arenasından oldukça uzak kalmıştı. Pasını attı bu sene. Takım da, her ne kadar bireysel olarak tecrübeli oyunculardan kurulu olsa da, deneyimsiz sayılır hala. Bu seviyede oynanan futbol gerçekten çok başka. Özellikle topsuz oyunda hissediyorsunuz bunu. Braga bile parıltıdan uzak kadrosuyla gösterebildi bunu. Galatasaray da gelişiyor. Her yıl buralarda olmalı. Her yıl gruptan çıkmalı. Bu sezon oynanan 6-7 üst düzey maç bu anlamda çok iyi oldu.

Galiptir bu yolda mağlup.

2 Nisan 2013 Salı

Türk Olmayan Takımları Yenmek

 Çok değil, sadece iki sezon önce bu zamanlar 'kümede kal Galatasaray' tezahuratlarıyla sarı kırmızılı takımın taraftarlarını kızdırmaya çalışan rakipler gördü bu gözler. İki sezon içerisinde devran döndü, kulübün kimyasına en çok uyan insan takımın direksyonuna geçti,  henüz ilk sezonunda takımı şampiyon yaptı, ikinci sezonunda da takımını Avrupa'nın en büyük turnuvasında son sekize soktu. Bunu sadece Terim başarabilirdi, o da gerekeni yaptı..

 Yarınki maçın tekniğinden, taktiğinden falan bahsetmeyeceğim, onu yapması gereken kişiler yapar zaten. Ancak bir haftadır hatta eşleşme belli olduğundan beri uluslararası basının ilgisinin farkındasınızdır umarım. Hadi İspanyol gazeteleri işin içinde Real Madrid var diye sürekli bizden bahsediyor diyelim, fakat Amerika'dan İngiltere'ye, Almanya'da İtalya'ya kadar neredeyse tüm futbol dünyası Galatasaray ile ilgili haberler yapıyor sürekli. Tabi ki bunun sebebi belli, Avrupa'da son sekiz takımdan biri ve en süprizi Galatasaray'dan bahsetmek kadar doğal bir şey yok..


 Tam bu noktada insanın aklına 96-2001 dönemi geliyor. 5 küsür yıl boyunca bu seviyede kalan Galatasaray'ın çehresi tamamiyle değiştirmişti önceki dönemlere göre. Nöşetel sonrasında oynanan yarı final ve sonraki süreç, Galatasaray'ı Avrupa'da en çok tanınan Türk markası haline getirmişti. Sonrasında gelen başarısızlıklar bile Galatasaray'ın Avrupa'daki imajını tamamen silememişti, hala Dünya'nın neresine giderseniz gidin, eğer ki futbolla ilgilenen biriyle karşılaşırsanız, nereli olduğunuzu söyledikten sonra size vereceği ilk tepki 'Galatasaray' olacaktır.

 Yarınki karşılaşma çok önemli. Kişisel olarak Galatasaray'ın uzun zaman sonra Şampiyonlar Ligi'ndeki ilk sezonunda bu noktaya gelmesini zaten çok büyük bir başarı olarak görüyorum. Tabi ki sahaya kazanmak için çıkacağız, Terim takımları için imkansız diye bir şey olmadığını hepimiz biliyoruz. Ancak Terim'in de dediği gibi, netice ne olursa olsun, peşinden koşmamız gereken şey 'sürdürülebilir başarı' olmalı. Uzun yıllar bu platformlarda kalmalıyız, Avrupa'sız geçen sezonumuz olmamalı.

 Kurucumuzun da dediği gibi, ilk hedefimiz 'Türk olmayan takımları yenmek !'

13 Mart 2013 Çarşamba

Maçtan 2 Gün Sonraki Dış Basın Analizlerini Özlemek

 Pavlov'un klasik koşullanmış köpekleri gibi, Zadok the Priest'i duyunca, Salı ve Çarşamba gelince, Star TV deyince (Gerçi bir DSmart gerçeği de var artık ne yazık ki) ve de Galatasaray deyince her Türk'ün aklına Şampiyonlar Ligi geliyor. Ve bu takım, isimler değişse bile çoğu zaman standart üstünde bir performans sergiliyor..

 Dün geceki Schalke maçının ilk yarısı bize Terim'in maça nasıl muhteşem hazırlandığını gösterdi. İlk maçtaki aynı oyuncuları kullanarak oynanan oyunu bu kadar değiştirmek tam bir sanat eseri oldu. Oyun içerisinde yapılan ve yapılmayan değişiklikler için ise aynı şeyi söylemek mümkün değildi açıkçası. 60. dakikaya kadar 'iyi oynayan takımı bozmama' kuralına sonuna kadar katıldığım Terim'in 60-90 arasındaki kararları çok yerinde bulduğumu söyleyemem. Ama Terim öyle sağlam hazırlanmış ki maça, turu aslında o hazırlığıyla bizlere getirmişti. İşte bu yüzdendir ki o jenerasyonda babamdan sonra en çok güvendiğim ve sevdiğim adamdır Fatih Terim..


 Birkaç isim inanılmaz öne çıktı maçta, Muslera bize hocasının 2000'de Parken'deki  performansından kesitler sundu, Semih bilinç kaybı yaşarken kademesine dönmeye çalıştı, Selçuk İnan, 90+5'de sadece kendinin attırabileceği bir gole imza atarak, dünya üzerinde her takımda (evet, Barça dahil) oynayabileceğini bir kez daha gösterdi, Hamit yine direği dövdü ama bu sefer devamında top içeri girdi, Burak Yılmaz ise Hollywood filmine benzer futbol kariyerine bir imza daha çaktı.

 96-2001 yılları arasında, benim jenerasyonumdakiler iyi bilirler. Şampiyonlar Ligi maçlarından bir gün sonra Türk Basını takip edilir, iki gün sonra ise Türk Basını üzerinden dış basının Galatasaray ile ilgili yazdıkları okunurdu. Günümüzde ise sosyal medya sayesinde bu romantizmi yaşayamıyoruz ne yazık ki. Bu ufak değişiklik haricinde her şey aynı, yine bir Avrupa Kupası maçı ertesi, yine sokakta yüzlerce insanda sarı kırmızı formalar, gazetelerde yine 'Fatih'in Aslanları' başlıkları ve yine benim mutluluğumun rengi sarı kırmızı, adı da Galatasaray..

13 Şubat 2013 Çarşamba

Gündem-i Galatasaray




  Dibe vuralı henüz yalnızca bir buçuk sezon geçmiş Galatasaray'ın taraftarlarının algısı şu günlerde şaşmış durumda. Bir sezonda değiştirilen üç teknik direktör, kalitesi yerlerde bir kadro, umudunu yitirmiş taraftar, "kümede kal" dokundurmaları eşliğinde sekizinci bitirilen lig. Ruhu yorulmuştu Galatasaraylıların.

Şu günlerde ise bir garip heyecanla yerinde duramıyor aynı ruh. İnanamıyor akil Galatasaraylılar gelinen noktaya. Bir sezonda baştan inşa edilen kadro, üst düzey konsantrasyon, sezon ortasında değiştirilen sistem, ve gelen, en manidar şampiyonluklardan biri.

Böyleydi sezon başında Galatasaray'ın bir yılının özeti. Yeni kurulmuş kadroya, çok önemli ilk on bir oyuncuları takviye edildi. Risk denilebilecek düzeyde transferlerdi bunlar. Kolay olan, oturmaya henüz başlayan takımı korumaktı. Ama revizyon devam ediyordu. Belki de plan yine dört yıllıktır, hoca bilir bunu.

En büyük değişim, Elmander - Necati ikilisinin yerlerini gol kralı Burak ve Umut'a bırakmasıydı. Hoş Elmander devre boyunca rotasyonda yer aldı fakat geçen seneki Elmander'in pres temposunu bu sene yakaladığını söyleyemeyiz. Geçen sene, Uğur Meleke'nin tabiriyle, 4-5-2 oynuyordu takım. Elmander'in üstün pres gücü, rakipler orta sahayı üçlü göbekle savunsalar bile üstünlüğü G.Saray'a geçiriyordu. Tabi ki bunda Melo'nun üst düzey formuyla, Engin ve Emre'nin sürekli içe kat ederek hem pres gücünü arttırmalarının, hem de pas oyununa alternatif sunmalarının payı büyüktü. Bu sezonsa taşlar yerinden oynadı. Sol çizgiye yerleşen Amrabat hücumda çeşitlilik sağlasa da ısıran Galatasaray'ı olumsuz yönde etkiledi. Keza yaz hazırlık sezonunu doğru dürüst çalışmadan geçiren Melo'nun koca bir ilk devre yaşadığı kayıp, Engin'in bu süreçte cezalı olmasıyla yaşanan alternatifsizlik, ve Hamit'in sürekli maç temposunu yakalama süreci Galatasaray'ı çok olumsuz etkiledi. Elbette bu nokta omurganın temel taşı Ujfalusi'nin sakatlanmasının payını unutmamak gerekir. Cris'in bir alternatif olamayarak akılları karıştırması, geçen sezon sonsuz güven duyulan savunma göbeğinin bu sezon zaman zaman soru işareti haline gelmesi de olumsuzluklardan biriydi.
Böylece Galatasaray, özellikle orta sahayı kalabalık tutan takımlara karşı oyun üstünlüğünü kaybetti, bir türlü topu ayağında tutamadı, geçen sezonki o delici oyun kayboldu, Burak üzerine kurulmaya çalışılan oyunlar geldi. Bunun önemli örnekleri, içerdeki ve deplasmandaki Braga maçları, içerdeki Karabük, ve yine içerdeki Gaziantep maçlarıdır. Keza Mersin deplasmanını da sayabiliriz.

Bu durumda yanlışta ısrara gerek yoktu. Hatırlarsak, UEFA kupasını almaya gidilen yola da 3-5-2 ile çıkılmıştı. Oyun neyi gerektiriyorsa, ona dönüşmek çağın gereği. Bu dönemde de oyun ortayı kalabalıklaştırmayı gerektiriyor. Elmander, biraz yaşı gereği, biraz da rotasyon gereği, asla geçen sezonki Elmander olmayabilir. Melo, geçen seneki üstün formunu yakalayamayabilir. Her şeyi geçtim, Şampiyonlar Ligi çok üst bir seviye. Bu kadar tecrübesizken temkinli oynamak en akılcısı olacaktır. Fatih Terim de Sneijder gibi bir transferle birlikte bu opsiyona kavuştu. Maç eksiğini giderdikçe yapacağı katkıdan şüphe duyulmaz.

Yazının başında, yerinde duramayan ruhtan söz etmiştim. Üstün bir karakter olan, hiçbir hocanın hayır diyemeyeceği bir futbol efsanesi, Drogba bunun sebebi. Taşlar dışardan göründüğü kadarıyla, Sneijder ile birlikte yerine oturmuşken, bu muazzam adamın getirdiği heyecanla birlikte yeniden karışıyor işler. Kendini Terim'in yerine koyuyor bugünlerde herkes, her yere Galatasaray onbirleri yazılıyor, çiziliyor. Tatlılığı abartılmış bir telaş Fatih Terim'i bekliyor. Bırakalım da hoca çıksın işin içinden, her zamanki gibi. Burak'ı küstürmeden, Drogba'dan ve Sneijder'den maksimum verimi alıp, Selçuk'un liderliğine toz kondurmadan, bu takımın savaşçı ruhu Melo ve Sabri'nin emeklerinin hakkını vererek, Hamit'in tecrübesini unutmadan, nasıl bir yapı kuracak, bilemiyorum.

Son olarak, Schalke eşleşmesi. Şampiyonlar Ligi bambaşka bir seviye. Bunu Braga ve Manchester maçlarında çok iyi bir şekilde gördük. Buralara alışık olmak, tecrübeli olmak çok önemli. Yalnızca teker teker futbolcu kalitesinden ziyade takım oyununu bu seviyeye çekmek gerekli. Her ne kadar Schalke'de işler kötü gitse ve önemli oyuncuları sakat olsa da, Almanların son beş sezonda iki çeyrek, bir de yarı final oynadıklarını unutmamak gerekir. Sabırlı, sakin olmalıyız. Tur asla çantada keklik değil. İlk maçta işler yolunda gitse de gitmese de ikinci ayağın olduğunu hiç unutmadan oynamalıyız. Girilen hava beni korkutuyor.

21 Ocak 2013 Pazartesi

İlkokulda Derslerine Düzenli Çalışan Çocuk

 An itibariyle tüm ülke, haklı olarak Wesley Sneijder transferi ile yıkılıyor. Forma numarası, havaalanına iniş saati, Beşiktaş maçında kadroda olur mu olmaz mu tartışması vs. tartışılıyor. Halbuki Cuma gecesi Kasımpaşa maçından sonra Fatih Terim'in yaptığı basın toplantısı, tüm bunlardan çok daha önemli.

 'Biraz sükunet' dedi Terim, 'Bi susun da işimizi yapalım. Yeşil saha dışında ne haliniz varsa görün de, iş yeşil sahaya kadar uzanınca olmuyor, o durumda da takımıma etkisi oluyor, o zaman başkan dahil hiçbirinizi tanımam !'

 Terim'in Galatasaray camiası üzerindeki etkisi, 'maaşlı çalışan' olarak adlandırılacak kadar ufak tefek bir olgu değil ancak Aysal'ın kurmak istediği profesyonel çalışma ortamında herkes kulübün birer çalışanı. Aysal göreve başladığından beri yaşadığı sıkıntıyı bu mevzuda da yaşadı, yabancı lisandan çevirdiği açıklamaları bizde anlaşılamadı, çirkin futbol dinamiklerini bilmediği için aklında ne varsa söyledi her zaman, ama bu durum genelde krizi de beraberinde getirdi.

 
 Ancak Terim'in asıl parmak bastığı yara, yıllardır kulüpte olan bir sorun: bundan 50 yıl önce ilkokulda düzenli çalışan bir öğrenci, sırf bu özelliği sayesinde şu anda Galatasaray kulübü üzerinde söz sahibi olduğuna inanıyor. Lise tayfasının Fatih Terim'i sevmemesinin sebebi de tam olarak 'Lise burjuvazi'sinin karşısında o burjuvaziyi yıkacak kadar kudretli bir komutan olmasından ileri geliyor. Gittiği her yerde burjuvadan daha çok ilgi görüyor, yüzbinler onun adını haykırıyor, onu efsane olarak görüyor. Kendini işveren olarak gören bu burjuvazi de 'bizim elemana bak hele' diyerek Terim'in altını oymaya kalkıyor..

 Takım ligde her şeye rağmen lider, Avrupa'da yıllar sonra Top 16'da ve takımın havası gayet iyi. Bu başarıya rağmen bir camia böyle saçma nedenlerden karışıyorsa, ortada ciddi sorun var demektir. Bu sebeptendir ki bu sorunlar olduğu sürece Sneijder transferi bile bir şey ifade etmez çünkü takım başarılı olsa bile kendi içerisinde karışık bir camiadan bahsediyoruz..

 Kendi kariyerinin en olgun, en sakin ve en yararlı dönemini geçiriyor Terim, şu döneminde yönetimin ona vermesi gereken tek şey var, o da huzur..

12 Aralık 2012 Çarşamba

'Tam 3 Gündür Size Seslenmiyorum, Nedir Bu Haliniz ?'


 Hatırlayanlar başıkta ne anlattığımı iyi bilirler. 99-2000 sezonu, Galatasaray ligde şampiyonluğu ilan etmiş, UEFA Kupası'nda olaylı Leeds maçlarından sonra finale çıkmaya hak kazanmış, arada da Diyarbakır'da oynanacak Antalyaspor kupa finali var. Şaşalı bir şekilde şehre gelen takımı binlerce Diyarbakırlı vatandaş karşılıyor, her futbolcu halk kahramanı muamelesi görüyor. Takım da bu havaya ortak olup ciddiyetsizlikler göstermeye başlıyor. Maç konuşmasının konusu da bu tabi ki. Fatih Terim, takımını fena halde kalaylıyor;

 'Tamam mısın Ciga? Şimdi beni iyi dinleyin, sen de iyi çevir. Maça çıkıyoruz, kupa finaline, nedir bu haliniz ? Tam 3 gündür size seslenmiyorum, bizim işimiz top oynamak ! O bakan, öbürü milletvekili; onların işi şov, bizim işimiz top oynamak ! Büyük takımlara, büyük ünvan sahiplerine yakışan, her takımı ciddiye almaktır ! En az Leeds maçı kadar, Arsenal maçı kadar koşmaktır ! Göreyim benim takımımı, Allah yardımcınız olsun ! '



 Dün devre arasında olası benzer bir konuşmanın etkilerini bekledim 2. yarının başında. Ancak Galatasaray 2. golü yiyene kadar maçı ciddiye almadı, resmen 'elenelim de kurtulalım gruplardan' der gibi bir top oynadı. Maç sonunda 'futbolcularım maç seçiyor' dememesi iyi oldu Terim'in, çünkü konsantrasyon açısından kendisi de 1461 Trabzon'u maçtan saymamıştı belli ki.

 Dünkü kadroda orjinal sadece 2 forvet vardı, Umut ile Burak kadroda değillerdi. Sercan Yıldırım sakatlandığında kenardan gelecek orjinal bir forvetin olmaması enteresan bir durumdu. Terim belli ki maçı erken koparıp skora gideceklerinden çok emindi.

 Bir diğer handikap ise, 1461 Trabzon'un hiç izlenmediğinin çok açık olduğuydu. Biz bile sadece futbolla haşır neşir olan insanlar olarak Trabzon'un hızlı adamları ile sonuca gittiğini biliyoruz. Bu sebepten bu maç için Gökhan Zan'ın yanına Dany yada Semih tercihi kesinlikle doğru tercih olurdu. İlla ki rotasyon yapacaksa Terim, Zan'ın yanına, Denizlispor'da stoper oynamış olan ve şu aralar Galatasaray'da son günlerini geçiren Çağlar Birinci'yi koyarak oyuncu için de yeni bir başlangıç yapabilirdi.

 Kısacası, hem teknik ekip hem de futbolcuların içinde olmak istemediği aşikar olan bir organizasyondan elendi Galatasaray. Terim'in maç sonrası söylediği gibi, bu maçın etkileyeceği devre arası transfer sezonunu da merakla bekliyoruz.

 Bitirmeden önce özel bir parantezi, 1461 Trabzonspor forması giyen, 91 doğumlu Yusuf için açmak isterim. Süper Lig'de hatta orjinal Trabzonspor'da rahatlıkla oynayabilecek çok yetenekli genç bir kardeşimiz kendisi. Galatasaray'ın sağ tarafını birçok kez rahatlıkla geçerken, aynı zamanda o bölgeden oyunu da kurdu. Doğru ellerde yetişmesi (ki geç bile kalınmış) durumunda Türk Futbolu çok sağlam bir sol açık kazanabilir..

6 Aralık 2012 Perşembe

Terim'in Devre Arası Çıkan Kravatı


 Maçta dakika 56'yı gösterdiğinde manzara fena halde karanlıktı. Cluj, Old Trafford'da 1-0 öne geçmiş, Portekiz'de Galatasaray 1-0 mağlup durumdaydı. Galatasaray'ın o dakikaya kadar hiçbir şey üretememesi de cabasıydı. Enseyi karartan bu tabloyu yerle bir eden faktör, 2011-2012 sezonunun başında Fatih Terim'in taraftarlara söz verdiği takım şablonunda gizliydi: ' Savaşan, coşkulu bir takım !'

 Maçı hemen hemen herkes izlemiştir, en azından bu satırları okuyanlarınız. Maçı tekrar tekrar anlatmanın manası yok bu yüzden, ancak kıyıda köşede kalan ve benim dikkatimi çeken birkaç ayrıntıyı sizle de paylaşmak isterim.

 Eboue'yi 'Maç seçiyor ağbi, adam Şampiyonlar Ligi'nde ve derbilerde bir başka' diye eleştiren ben, benzer bir eleştiriyi Fatih Terim'e de getirebilirim sanırım. Hocanın 6 Şampiyonlar Ligi maçındaki şıklığı adeta göz kamaştırıyor ! Ancak ilk devre boynunda olan şık İtalyan kravatının yerinde ikinci devrede yeller esiyordu. Artık devre arasında soyunma odasında neler yaşandıysa, o kravat çıkmış, ilk düğmeler açılmış durumdaydı.

 Burak Yılmaz'ın 1-1'i getiren golünden sonra hocasına koşup sarılması ve bunu yaparken 'Aslan hocam benim !' demesi, zaten bu takımın o kötü futbola rağmen Portekiz'den nasıl galibiyet çıkarttığını gözler önüne seriyor. Terim takımlarının genlerinde olan şeydir bu, birbiri için savaşa gidecek bir arkadaş grubu yaratmak !




 Bu sabah metroda seyahat ederken ortaokul-lise yıllarım aklıma geldi. Avrupa zaferlerinden sonra okula tüm Galatasaraylılar olarak sarı kırmızı atkılarla giderdik, rakiplerimizi hasetinden çatlatmak için. Bugün metrodaki yolcuların yarısında sarı kırmızı atkılar vardı. Bugünlerin moda deyişinde de geçtiği gibi; '.. ve sonra dedim ki, iyi ki Galatasaraylıyım...'

 Mutsuz bir sonla bitirmek istemezdim ama, şeytanın avukatlığını yapmak, kötü polisi oynamak da lazım bence. Çuvaldızı en başta kendimize batırarak. Şimdi şu senaryoyu bir düşünün, Portekiz yerine Türk Telekom Arena'dayız, ilk yarı golü yedik ve dakika 56'da Cluj 1-0 öne geçti. O noktada, o taraftarın tepkisi nasıl olurdu ? O tepkilerden sonra biz o maçı 2-1'e getirebilir miydik ?

 Sanırım, ne yazık ki bu sorunu cevabını hepimiz biliyoruz...

 Neyse, yıllar sonra yeniden Top 16'dayız, yürüyedur Galatasaray !

2 Ağustos 2011 Salı

Elmander'in Golünden Daha Güzeli

28 Temmuz gecesi Türk Telekom Arena'ya gelenler, o sıcak yaz günü ortamını daha da ısıtan bir futbol ortamı buldular. Geçtiğimiz sezon tam anlamıyla dibe vuran takımın oyuncularının en az yarısı sahadaydı, ancak o umutsuz ortamdan kesinlikle eser yoktu. Bunun sebebini hepimiz biliyoruz sanırım, emin ellere emanet edilen bir ekip, bir buçuk ayda kenetlenmiş bir takım haline gelebiliyormuş demek ki.

Maça gelince, özellikle ilk yarıda Liverpool'un toplamda sadece 3 kez yarı sahayı geçtiğini düşünürsek, Galatasaray'ın ne denli baskılı oynadığını anlayabiliriz. Gelen iki gol ve kaçanlar, sarı kırmızıların ne denli istekli olduğunu ortaya koydu..



2. yarı maç dengelendi, Liverpool yavaş yavaş Galatasaray kalesine gelmeye başladı. Sezon başı olmasından mütevellit, takımda az da olsa fiziki düşüş gözlendi. Ancak bu, takımın mücadele isteğini sekteye uğratmadı.

Tam da bu görüşe kanıt olarak başlığımıza konu olan mevzuya girebiliriz. Artık maç yavaşlamaya başlamış, dakika 84. Sabri'nin başlattığı ve 2 sarı kırmızılının katıldığı ölümcül bir pres var, evet dakika seksen dört ! O ölümcül prese dayanamayan Liverpool sağ tarafı topu kaptırır, topu kapan sarı kırmızı oyuncu, Ayhan, içerideki arkadaşı Elmander'i görür, Elmander de gelişine harika bir vuruşla durumu 3-0'a getirir.



İşte, Elmander'in mükemmel vuruşundan daha güzel olan şey, sezon öncesi hazırlık maçında 84. dakika'da yapılan ölümüne prestir. Ve Terim, çalıştırdığı her ekipten aynı savaşı beklemiş, karşılık aldığı ekiplerde en tepeye çıkmıştır.

Darısı 2011-2012 Galatasaray'ına ...

25 Temmuz 2011 Pazartesi

Terim'in 'YON' Formülü

3. Terim dönemi başladığından beri, gerek Türk futbolunda gerekse Galatasaray özelinde birçok olay yaşandı. Galatasaray'da yeni yönetimin emeklemeleri, transfer harekatları, Türk Futbolu'nda yaşanan şike skandalı gibi konular, gündemi bir hayli meşgul etti. Ancak Terim'in yeni dönemi başladığından beri, benim en çok ilgimi çeken konu bunlardan farklı bir konu.



1. etap İstanbul kampından bu yana, resmi site galatasaray.org'da yayımlanmış 100 fotoğrafın 95'inde futbolcuların ağzı kulaklarında. Geçen yılın kadrosunun büyük bir çoğunluğu halen o sahada, yani Galatasaray Futbol Takımı tarihinin en kötü sezonunu geçiren oyuncularının yüzde 70'inden fazlası hala o tesislerde, ancak sadece 2 ay içerisinde, 2 ana değişiklikle o buhran yerini neşeye bırakmış.



Türk Futbolu'nu son 15 senedir yakından ve bilerek takip eden biri olarak, bu durum bana süpriz gelmedi tabi ki. Bu, Terim'in kariyerinin en başından beri uyguladığı bir taktik. Bir grup futbolcuyu önce TAKIM haline getirmek, daha sonra da herkesin birbirini kolladığı bir arkadaş grubuna çevirmek. Bu sebeptendir ki, Terim her takımda aynı formülü uygular. Formül şudur :

ŞampiYON : 1. RehabilitasYON + 2. MotivasYON + 3. KonsantrasYON


Bu 'YON' formülü, Terim'in yıllardır olmazsa olmazıdır. Ve düşünün ki, aynı formül hem Mecidiyeköy'de, hem Wien'de (2008 Avrupa Şampiyonası), hem Milano'da, hem Floransa'da işe yaramıştır. Bir tek Olimpiyat Stadı'nda teklemiş olan bu formül, belki de Terim'in en büyük alamet-i farikasıdır.



24 Temmuz 2011'de Almanya'da oynanan Galatasaray-Inter maçında, takımın rehabilitasYON'dan motivasYON evresine geçmek üzere olduğunu gördük. Bu karışık ortamda, 2 ay önce durumu en karanlık gözüken takımın en parlak geleceğe sahip olduğunu görmek, gerçekten şaşkınlık verici.

Belki de bu yüzden neredeyse bütün Avrupa'da aynı kişi için İmparator deniyor ...