Fenerbahçe etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Fenerbahçe etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Mayıs 2013 Perşembe

Alkış Goygoyu

 12 Mayıs'da oynanacak Fenerbahçe - Galatasaray maçı'nın kağıt üzerinde bir önemi kalmayınca yüce Türk Basını olarak gündeme getirdiğimiz yeni bir mevzumuz oldu, acaba Fenerbahçeliler, Galatasaraylı futbolcuları alkışlayacaklar mı?

 Birkaç soru-cevap üzerinden biz de konuya müdahil olalım;


- Diyelim ki Galatasaray bu hafta Kadıköy deplasmanı yerine Akhisar deplasmanına gidiyor, Akhisar taraftarlarından ve futbolcularından Galatasaraylıları alkışlaması beklenir miydi? Yada Akhisarlıların alkışlamaması toplum tarafından garip karşılanır mıydı? Bu durum neden Fenerbahçelilerden bekleniyor ki? Bir Anadolu takımının bile şampiyonu alkışlaması beklenmezken neden ezeli rakipten alkış beklenir, anlamış değilim..

- Bu alkış olayı üzerinden spordaki olgunluğumuzun seviyesinden şikayet eder durumdayız şu aralar. Daha rakip takımın stadına taraftar gönderemeyen takımlarımız varken, biz hangi alkıştan bahsediyoruz acaba? Deplasman yollarında biber gazıyla terbiye (!) edilen bir ecdadın çocuklarıyız ve sportmenliğimizden dem vuruyoruz, gömün beni bu ironinin dibine!

- Bir kereliğine İngiltere'de olmuş bir olay üzerinden neden bu noktaya bu kadar takıldık, onu anlamış değilim. Bizim coğrafyamıza, kültürümüze yakın ülkelerin hangisinde bu tarz olaylar görülmüş, ben çok merak ediyorum. İtalya, İspanya, Portekiz, Yunanistan gibi ülkelerin hangisinde bu alkış olayı görülmüş? Figo'ya atılan domuz kafasını, sahaya inen AEK taraftarlarını, Luz Stadı'nda ateşe verilen pankartları, meşale isabet eden kaleci Dida'yı ben çok net hatırlıyorum. Bu yazdıklarım üzerine bu olayları desteklediğim anlaşılmasın lütfen, anlatmaya çalıştığım, bize benzer ülkelerde de bu tarz emsallere rastlayamazsınız. Günümüz futbol coğrafyası ne yazık ki bu tarz hareketleri kaldıracak olgunlukta değil.

 Tüm bu noktalar, bu alkış beklentisinin aslında ne kadar saçma bir beklenti olduğunu çok net gösteriyor. Bizim tek beklentimiz güzel futbol olmalı, gerisini hep beraber bekleyip göreceğiz..


Saygı Notu: Bu olgunlukta biri vardı aramızda, başkanlığını yaptığı takımın sahada ezeli rakibinden yediği 6. golü alkışladı, başta Galatasaray taraftarları olmak üzere herkes kendisini deliler gibi eleştirdi.. Ruhu şad olsun..

22 Aralık 2012 Cumartesi

Sözde Soru Cümleleri


Tarih, 22 Aralık 2012, günlerden Cumartesi. Kış aylarında Cumartesileri çalışmam ama haftaiçi izin kullandığım için bugün ofise gelmek durumundayım. Sabah kahvemi yapıp gazeteyi elime aldığımda gözüme takılan ilk başlık şu oldu :

 'SEN UGANDA DA MI OYNUYORSUN?'

 ' Milliyet'in haberine göre Cristiano Ronaldo, yaptığı hareketten dolayı 12 maç ceza alan Raul Meireles'i arıyor ve telefonda “Arkadaş sen Uganda da mı oynuyorsun? Orası 3. dünya ülkesi mi? Hakeme tükürmediğin görüntülerle sabitken nasıl 12 maç ceza alırsın?” diyor. '

 Milliyet, ülkenin saygın gazetelerinden. Yalan haber yapacak hali yok yani (!) Ronaldo kesinlikle Meireles'i aramış ve bu sözleri sarfetmiştir yani.. Ama eğer bu bir yalan haberse, bunu yazan arkadaşın alnından öpmek istiyorum. Ronaldo cümleye 'arkadaş' diyerek başlıyor. Tam bir Türkçe jargonu değil mi? Yazarın Portekizce'ye hakimiyeti master seviyesinde !

 Haber şöyle devam ediyor;

'...Görüntüleri uzmanlara izletecek olan Meireles haksızlığa uğradığını ispat etmeye çalışacak. Ancak bu durum Türkiye’nin ve ülke futbolununu imajını zedeleme tehlikesini de beraberinde getirecek...'

 Buyrun size medya baskısı. Ülke futbolunun imajı zedelenmesin diye o ceza kalkmalı ! Yoksa 'muhteşem' olan imajımız Allah muhafaza yerle yeksan olabilir.





 Gelin bir de şu açıdan bakalım..

 Ronaldo 'orası 3. Dünya ülkesi mi ?' diye sorarken aslında haklı. Cristiano kardeşim, bu ülkede şike yaptığı tescillenen bir başkana sahip olan futbol kulübü ceza almaz, sahaya yansımamıştır denir, o adam kulüpteki görevine 1 yıllık gözaltından sonra aynen devam eder. O kulüp de hiçbir şey olmamış gibi liglerde top koşturmaya devam eder. Yani bu olayla bizim futbol imajımıza hiçbir şey olmamıştır mesela, ama senin arkadaşın, hakeme herkesin gözü önünde hakaret etti diye ceza alınca bizim ülke imajı yerle bir olur. İnsan içine çıkacak halimiz kalmaz Avrupalarda..

***

 Ünlü bir fıkra vardır hani. Adamın evine hırsız girer, komşuları da adama yüklenir neden önlem almadı diye. Adam da 'arkadaş, -fıkradaki adam C.Ronaldo olmasın?- hırsızın hiç mi suçu yoktu !' der. Bu da aynı hesap. Ortada abartılı bir ceza olsa bile, neden kimse Meireles'i eleştirmez ? Neden Fenerbahçe Kulübü'nden 'Meireles'in yaptıklarından dolayı hakemden özür diliyoruz' açıklaması gelmez ? Şeref tribünlerinde kendilerine edilen ilk hakarette küplere binen yöneticiler, ailesi, çoluğu çocuğu olan hakeme milyonların önünde edilen hakareti neden ciddiye almaz ?

 Hepsi aslında cevabını bildiğimiz 'sözde soru cümleleri' ...

7 Mayıs 2012 Pazartesi

Merhumu Nasıl Bilirdiniz ?

 PFDK, 7 Mayıs 2012 gece yarısından sonra şike soruşturması kapsamında kendine düşen cezaları verdi. Verilen cezalardan çok verilmeyen cezalar dikkat çekti tabi ki .. Ancak Bandiera's Blog olarak bizim dikkatimizi çeken birkaç durumu aşağıda anlatmaya çalışacağız.

İlhan Ekşioğlu : 3 yıl hak mahrumiyeti.
Şekip Mosturoğlu : 1 yıl hak mahrumiyeti.
Cemil Turhan : 1 yıl hak mahrumiyeti.
İbrahim Akın : (Fenerbahçe - İBB maçının sonucunu etkilemekten) 3 yıl müsabakalardan men.
Serdar Kulbilge : (G.Birliği -Fenerbahçe maçının sonucunu etkilemeye teşebbüsten) 2 yıl müsabakalardan men.
Fenerbahçe : Ceza yok.
Fenerbahçe Başkanı: Liste başında ama suçsuz.

 Şimdi yukarıda ilk sıralarda gördüğünüz isimler bu suçları neden işlediler ? Fenerbahçe'nin menfaati için. Kişileri kurumlardan ayırmaksa eğer ki bu, Fenerbahçe başkanına neden ceza gelmedi ? Aziz Yıldırım'ın sağ kolu olan Şekip Mosturoğlu, Aziz Yıldırım'ın haberi olmadan bir şey yapabilir mi sizce ? Ha keza İlhan Ekşioğlu ve Cemil Turhan, Aziz Başkanlarının haberi olmadan böyle işlere kalkışabilirler mi acaba ?

 Olaya bir de tam tersinden bakalım.  Madem Fenerbahçe Spor Kulübü bu konuda tamamen suçsuz, neye dayanarak futbol takımını Şampiyonlar Ligi'ne göndermedi ulu TFF ? An itibariyle Fenerbahçe Spor Kulübü TFF'yi mahkemeye verirse TFF ne yapacak ? CAS'daki dava bu kararların alınacağı garanti edildikten sonra mı geri çekildi ? Yoksa Fenerbahçe 45 milyon euroluk tazminatı almak mı istemedi yani ?

 12 Mart'ı, 27 Mayıs'ı hatta 12 Eylül'ü gece yarısı öğrenen bir toplumun demokrasisi öldürülmüştü. 7 Mayıs da Türk Futbolu'nun bir gece yarısı katledilmesine sahne oldu. Sahi siz Türk Futbolu'nu nasıl bilirdiniz ?

 Ayrıca hakkınızı helal ettiniz mi merhuma ?

14 Aralık 2011 Çarşamba

Yanlış Olanı EMREtmek

Bursaspor - Fenerbahçe maçını televizyondan seyretmiş olan herkes, maç sonundaki basın toplantısında Aykut Kocaman'ın canının, galibiyete rağmen neden bu kadar sıkkın olduğu konusunda merak içerisindeydi. Sezon başıdan beri en etkili ilk 45 dakika oynanmış, son 2 yılın flaş ekibi olan Bursaspor'a karşı deplasmanda net bir galibiyet alınmıştı. Ancak maçtan kısa bir süre sonra ortaya atılan iddialar moral bozukluğunun asıl sebebini gözler önüne serdi.



Maç sırasında oyuna yeni giren Cristian'a topu centilmence dışarı atmasından mütevellit fırçayı basan Emre Belözoğlu, bununla da yetinmemiş, maç sonunda soyunma odasında Cristian'ın üzerine yürümüş, Alex'le tartışmış ve Aykut Kocaman'a da sitem etmişti. Tabi Emre'nin bu tutumuna kimse şaşırmadı, çünkü sabıka dosyası bizim mahalle bakkalının veresiye defterinden kabarıktı.

Henüz bu sezon içerisinde Gökhan Gönül'ün üzerine yürüyüp küfür eden Emre, Türkiye - Hırvatistan Avrupa Şampiyonası Play off mücadelesinde de taraftarlara küfür net bir biçimde basmıştı. Euro 2008 elemelerinde Macaristan'a karşı oynadığımız maçta, üzerinde ay yıldızlı forma, kolunda da kaptanlık nişanesi var iken, gol sonrası basın tribününe çektiği hareket çok konuşulmuştu. Saha kenarında tedavisi sürerken Kayserisporlu Cangele'ye boğaz kesme hareketi yapması da garipsenmemişti 'ağır ağabey' Emre'nin.



Asıl mevzuya gelelim. Emre, son Bursaspor maçı sırasında Cristian'a fırça atarken, Aykut Hoca kenarda 'Yeter artık, yeter!' diye bağırıyordu. Belli ki Emre'nin takımı negatif etkileyen agresifliğinden çok sıkılmıştı. Başında bu kadar dert varken, bir de Emre ile 'babysitter' gibi uğraşmak, ona çok ağır geliyordu. Yönetime Emre'yi kadro dışı bırakmanın en doğru ceza olacağı raporunu verdi en sonunda Kocaman.

Yönetim ise ani bir kararla bunu para cezasına çevirdi. İşte tam da bu noktada Fenerbahçe yönetimi kendi kendini küme düşürmüş oldu. Bu saatten sonra hangi Fenerbahçeli futbolcu Aykut Kocaman'ın otoritesine saygı gösterir ? Hangi oyuncu agresifliğini dizginlemeye çalışır ? Hangi oyuncu yönetimden gelecek aşırı cezaları kabul eder. Asıl önemlisi de hangi futbolcu, yönetimin ve teknik kadronun adaletine inanabilir ?



Fenerbahçeliler bu aralar kendilerine göre 'düşmanlarına' ateş püskürüyorlar. Onlara göre herkes Fenerbahçe'ye karşı cephe almış durumda. Ancak yukarıdakilerin ışığında söylemeliyim ki, Fenerbahçe yönetimi futbol takımı içerisindeki adalet duygusunu kaybederek kendi ipini kendi çekmiş oldu.

10 Temmuz 2011 Pazar

Akıl Tutulması

Her şeyden, herkesten sıkılırsın, fena halde bunalırsın. Rutini değiştirmek istersin, bazen başaramazsın. Tam da o dönemime denk geldi bu bloğun 2. Yılı. Rutini değiştirip, gönül verilen renklerin can sıkmasının da etkisiyle uzak kalındı bir süre. Eğer ki bu yazıları takip etmekte olan 1 kişi bile var ise, ondan özür diliyorum. Arada aldığım birkaç mesaj, beni yarım bıraktığım işe devam etmeye itti. Yani göz atan az sayıdaki dosta çok teşekkürler, sizler bu oyunu daha güzel kılıyorsunuz..

**
İnsan bazı şeylere inanmak istemiyor. Sadece ufak bir tesadüftür deyip geçmek istiyor. Her şeyin bu kadar kirli, bu kadar riyakar olmadığına inanmak istiyor. Ama sanırım temiz kalan çok az şey kaldı etrafımızda.

Bu ülkede ve dünyanın birçok köşesinde insanların bağlandığı basit bir oyun var. Adı futbol. Dünya'nın en basit oyunlarından. Birkaç karmaşık (ofsayt mesela) haricinde 22 adam 2 kale birkaç tane de hakemin yeterli olduğu naif bir spor. Süprizleri sayesinde milyonlar tarafından takip ediliyor hatta ilahlaştırılıyor. Ancak bu güruhun birçoğu sadece bir şeye odaklanıyor.. O da kazanmak. Kayıtsız, şartsız kazanmak. Ne pahasına olursa olsun, karşısındakini mağlup etmek. Spor doğası bunu gerektirir mi, kimse buna kafa yormuyor.

İşte tam da bu noktada, bu aralar herkesin canını sıkan olaylar gark ediyor. 6 gündür devam eden bir şike sıkandalımız var artık. Türkiye temiz ayaklar operasyonu vatana millete hayırlı olsun !
Ben, yargılananlar ya da olaylarla ilgili bir şey yazmayacağım. zira olayın hukuki tarafıyla hiçbir ilgim yok, bana pek ilginç de gelmiyor zaten. Ancak olayın büyük vehameti, Fenerbahçe Kulübü yetkililerinin akil olmayan açıklamaları.



Yönetim büyük şok içerisinde, bu kabul. Ancak ülkenin en büyük iş adamlarına sahip olan yönetimden bir Allah'ın kulu da çıkıp etkili bir açıklama yapamıyor mu ? Tabi ki yargıya yansıyan bir olay hakkında ayrıntılar konuşulamaz, ancak tutuklananlar haricinde geriye kalan gruba yakışan tek açıklama 'Biz 100 yıllık bir çınarız, bizde öyle şey olmaz' sığılığı mıdır ? Beri taraftan, ortada ispatı bulunan durumlara rağmen, halen daha ' Fenerbahçe'siz bir lig düşünülemez, Lig Tv bundan büyük yara alır, akıllı olun yani' açıklamaları da ne demektir ? İtalya'da Juve'siz bir lig düşünülmüşse eğer, bu ülkede Fenerbahçe'sizbir lig neden düşünülmesin ?

Diğer taraftan, Fenerbahçe taraftarlarının tavrı da gerçekten inanılmaz. Aralarından bir tanesi bile körü körüne savunma yerine olanları sorgulama yoluna gitmiyor. O takımı ölümüne destekleyen, lisanslı ürününü kullanan, boğazı patlayana kadar destekleyen, kendini bildiğinden beri aynı renklere aşık olan adamın, 1-2 ahlaksız adam yüzünden Fenerbahçeliliğinden utanması reva mıdır ?



Son olarak, Fenerbahçe kamaoyunda en akil olduğuna inandığım adamın, Aykut Kocaman'ın açıklamalarına değinmek istiyorum. ' Biz her maçı bileğimizin hakkıyla kazandık, oturup isteyen izleyebilir.' diyor, sonuna kadar da haklı. Ancak şu açıklamalarına kulaklarım inanamıyor:

' Ayrıca şike illa ki soruşturulacaksa, 58'dan bu yana gelen tüm sezonlar incelenmelidir.'

Şimdi bu ne demek ? 'Geçen sezon biz böyle bir şey yapmış olabiliriz, ancak bu ligde zaten hep şike var, onları da araştırın kardeşim !' demek. Kendi kendini ele vermek demek. Bunu söyleyen insanla, Trabzonsporlulara centilmenliği sebebiyle takımdan uzaklaştırılan kişi arasında dağlar kadar fark var. Yani Fenerbahçeli Aykut ile teknik direktör Aykut Kocaman aynı değil aslında.

***

Futbolu kullanarak güç gösterisi yapmak, iktidara yaranmak bu coğrafyada çokça gördüğümüz durumdur. Bu yüzdendir ki, Kenan Paşa'nın emriyle Türkiye Kupası'nı aldı diye 1. lige çıkarılan MKE (Açılımını da pek kimse bilmez, ama bilenler Ordu ile nasıl bir bağlantısı olduğunu iyi bilirler.) Ankaragücü'ne hiçbir zaman ısınamamışımdır. Franco yönetimindeki İspanya'da Real Madrid hükümdarlığının hep güç destekliği olduğu hissi kaplar içimi, o yüzden Katalanca konuşmak yasakken sadece Barça maçlarında Katalanca konuşabilen, hatta tezahurat yapan Barçalılara büyük saygı duyarım.

Son negatif örneğimiz ise bizim topraklarımızından. Başbakan geçen hafta kabineyi açıkladı. 2 isim direkt olarak futbol ve futbolun getirdikleri sayesinde o koltukları 5 yıl meşgul edecekler. 15 Ocak 2011 TT Arena açılışında yaptığı konuşmada Rahmetli Özhan Canaydın'a ve Galatasaray taraftarına kendi evinde hakaret eden Erdoğan Bayraktar bey, ülkemizin yeni Çevre Bakanı oldu. Aynı geceki olayları twitter hesabından 'aciz, sefil Galatasaray taraftarının saçmalığı' diye nitelendiren Suat Kılıç da yeni Spor bakanımız oldu.

Aziz Türk Milletine hayırlı uğurlu olsun !

20 Şubat 2011 Pazar

Ferrari'nin Özel Tüketim Vergisi (Beşiktaş:2-Fenerbahçe:4)



Açıkcası bu sezon izlediğim en hareketli, en tempolu karşılaşma oldu Beşiktaş - Fenerbahçe maçı. Maç öncesinde bu tempoyu bekliyordum, Fenerbahçe'nin şampiyonluk yolunda kazanmaktan başka şansı yoktu, Beşiktaş'ın ise hafta içindeki Kiev mağlubiyetinden sonra presij için saldırma isteği bu tempoyu ortaya çıkardı.

Maçı 1-1'e getiren Ekrem Dağ'ın golüne kadar maçın tek hakimi Fenerbahçe'ydi. Açıkçası ilk 35-40 dakikadaki oyunu sürdürmesi halinde şampiyonluğun en büyük adayı olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Sahada alan daraltarak, oyuncuların birbirlerine yakın oynaması ve hareketli oluşları, oyunda üstünlük kurmalarının en önemli sebebi. Ancak bu maç özelinde, 2. yarının ilk çeyreğinde geriye düştüklerinde demorolize oldukları için bu oyunu sahaya yansıtamadılar. Ta ki Ferrari'nin bonusuna kadar.

Maçın bu bölümü için ayrı bir parantez açmak gerekiyor sanırım. İtalya Ligi'nde yıllarca mücadele etmiş, uluslararası piyasada tanınan bir oyuncunun, böyle bir hareket yapması gerçekten akıl alacak bir durum değil. Maçın o anında Beşiktaş en çok nasıl sabote edilir sorusuna cevap niteliğinde bir hareket yaptı Ferrari. Kontra ataklarla 3. golü bulmasının yüksek bir ihtimal olduğu bir anda, hem takımını bir kişi eksik bıraktı, hem de penaltıya sebebiyet verdi. Ne denebilir ki Ferrari'ye ..

2-2'yi bulan Fenerbahçe için gerisini getirmek çok zor olmadı, hele ki Beşiktaş bir kişi eksik iken. Maçın gerisinde 2 gol daha bulan Fenerbahçe, 4-2'lik galibiyetle şampiyonluk yolunda önemli bir engeli aşmış oldu.



Maçtan akılda kalan bir not, Cüneyt Çakır ile ilgili. Çakır, ülke sınırları içinde yönettiği tüm önemli maçlarda aynı çizgisini sürdürüyor. Bu maçta tam tamına 3 kez avantaj kuralını kullanmadı. Bu pozisyonlardan ikisi kartlık pozisyonlardı. Ancak Çakır, o kartları acilen göstererek kendi riske atmak istemediğinden, hemen düdüğünü çalarak oyunu kesti. Çakır, Türkiye'de yönettiği derbide hep aynı stresle düdük çalıyor, bir an önce kararı verip, riske girmeden, suya sabuna dokunmadan, insiyatif almadan maçları yönetiyor. Avrupa'da ise üzerinde baskı olmadan maç yönettiği için, düdüğünü doğru şekilde çalabiliyor. Yani aslına bakarsanız, Çakır gayet iyi bir hakem, ancak ülkedeki baskı, onun kafası rahat olarak düdük çalmasını engelliyor ne yazık ki..

Başka bir parantez de Aykut Hoca için açılmalı. Açıkcası ben bu gece Aykut Hoca'dan takım düştüğünde bir hamle yapmasını beklerdim. 2-1'den sonra her taraftan etkili şekilde gelen Beşiktaş için bir önlem alabilirdi, ancak belki de 63. dakikadan sonra yapmayı planlıyordu, fakat yardımına Ferrari yetişti.



Ayrıca bu maç, takımların liderlerinin takımları üzerindeki etkilerini de görmüş olduk. Guti, eğer ki Beşiktaş'da efsane yabancılar arasına girmek istiyorsa, büyük maçların kritik anlarında sazı eline almalı. Maçın ilk yarım saatinde baskı altında kalan takımını ayağa kaldırmalı, reaksyon göstermelidir. Benzer bir durum, Guti'nin takım arkadaşı Quaresma için de geçerli, maçların takımı adına negatif yöne gittiği anlarda, saçma şutlar, zorlama drive'lar ve gereksiz sertlikle oyun disiplininden uzaklaşarak, takımını hedefe ulaştıramayacağını görmeli Portekizli yıldız..

Diğer yandan, Fenerbahçe'nin liderine baktığımızda, ortada tam tersi bir durum görüyoruz. Sahada kaldığı müddetçe takımını bir maestro gibi yöneten Brezilyalı yıldız, güzel oyununu 3 golle süslemeyi bildi.

Futbol adına güzel bir gece oldu, Ferrari'nin lüks vergisi hariç..

8 Şubat 2011 Salı

Aykut Kocaman'ın Taktik Esnekliği

2010-2011 sezonuna, Fenerbahçe yeni bir sayfa açarak girmişti. Uzun yıllardır yabancı hocalara emanet edilen futbol takımı, bu sefer camianın içinden gelen, kendi çocuğuna emanet edilmişti. Bir sezon önce, takımın olası başarı yada başarısızlığından sorumlu olanlardan biri olan Aykut Kocaman ile sezona başlandı. Bugün, bu karardan ziyade, Aykut Hoca'nın görev süresi içinde aldığı kararlar üzerine, başarı-başarısızlık kriterine göre yaptığı değişikliklere göz atacağız.



Sezon başında takımın başına geçen Kocaman'ın hayalindeki Fenerbahçe, Barcelona tarzı oynayan bir takımdı. 4-3-3 sisteminde, bol pas ile alanları daraltarak oynayan bir takım yaratmak isteyen Aykut Hoca, bu hedefe yönelik transferler yaptı. Stoperlerinin iyi pas yapmasını istedi hoca, bu sebepten de İngiltere'den Yobo'yu transfer etti. Beklerin ileri çıkmasını ve hücuma katkı yapmasını hedefleyen hoca, bu sebepten bir sezon önce Andre Santos'u, bu sezon da Caner Erkin'i transfer etti. Orta sahada ileri-geri oynayan bir üçlü yaratmak isteyen Aykut Hoca'nın planları bu noktada bozuldu. Aykut Hoca, Alex'i, o üçlünün ortasında oynatmak istedi. Ancak Alex'in en iyi oynadığı yerin forvet arkası olduğunu, üçlünün ortasında oynadığında takıma ne hücum ne de savunma anlamında gerekli katkıyı yapmadığı görüldü.

Sisteminde ilk haftalarda ısrar eden Aykut Kocaman, 4-3-3 sisteminde verim alamadığı Alex'i bazı maçlarda kenarda tuttu, bazı maçlarda ise ilk yarı sonunda oyundan çıkardı. Gelen kötü sonuçlar sebebiyle eski sistem olan 4-4-1-1'i deneyen Aykut Hoca, Alex'in harika performansına kayıtsız kalamadı. 4-3-3 için Dia ve Stoch gibi transferler yapan, onları kanatlarda kullanmayı planlayan Kocaman, bu iki oyuncunun kötü performansı ve Alex'in üstün performansı ile sistem değişikliğine gitti ve bir süre 4-4-1-1 ile mücadele etti sahada.



Bir süre sonra golcü Niang'ın sakatlığı ortaya çıktı. Niang'ın yokluğunda, yerini Semih'le doldurdu Kocaman, ve Semih üstün bir performans gösterdi bu süreçte. Birkaç hafta içerisinde sakatlıktan dönen Niang'ı takımdan kesmek neredeyse imkansızdı tabi ki. Kocaman, buna da bir çözüm buldu.

Semih-Niang tercihinde, ne yardan ne de serden geçebilen Kocaman, sistemini tekrar değiştirdi. Özellikle 2000 Galatasaray'ının mükemmel bir şekilde oynadığı 4-3-1-2 sistemini benimseyen Kocaman, ileride Niang-Semih ikilisine şans verip, arkalarında da Alex'e gerekli serbestliği sağladı. Orta üçlüdeki M.Topuz-Emre-Cristian da oyunun iki yönünü oynayabildikleri sürece, Fenerbahçe'nin grafiği yukarı doğru ivmelenecek gibi gözüküyor. 4-3-1-2 sistemini devre arasında planlayan Kocaman, bu sebepten Cristian'ın yerine, oyunun iki yönünü oynayabilen bir orta saha oyuncusu almak istemişti ara transferde, ancak transfer gerçekleşmeyince, Cristian ile idare etmeye karar verdi..



Aykut Kocaman, eğer bu sezon ekibiyle mutlu sona ulaşırsa, bunun en büyük sebebi, kendisinin sistemler üzerinden herhangi bir inat etmemesidir. Oyuncuların performanslarına göre sisteminde gerekli esnekliği sağlamış gözüküyor. Bakalım bu durum, Fenerbahçe'yi başarıya ulaştıracak mı ..

28 Ekim 2010 Perşembe

Fenerbahçe 0 - 0 Galatasaray


10 senedir Kadıköy'deki her maça kazanmak için giden Galatasaray bu kez tam bir kaos içinde ve beraberliğe de hayır demeyecek şekilde gitti Kadıköy'e. Hagi'nin kafasındaki ilk plan önce kaybetmemekti; fakat oynamak istedikleri oyunu mükemmelleştirdiler ve istediklerini aldılar hatta ve hatta galibiyeti kaçıran taraf da Galatasaray'dı.

Aykut Kocaman bir önceki hafta Konya deplasmanında uygulamaya koyduğu ve gayet iyi bir dönüş aldığı ön liberosuz 4-2-3-1 düzeniyle çıktı sahaya, lakin tek farkla. Konya'da Özer'in talihsiz sakatlığından sonra oyuna giren ve sahanın tartışmasız yıldızı olan Semih'i yanında oturtup Alex'i sahaya sürdü Kocaman. Alex'in önceki derbilerdeki performansı Kocaman'ın ona yönelmesindeki esas etkendi şüphesiz.

Galatasaray Rijkaard'ın gönderilişi, Hagi'nin göreve gelmesi derken tam bir belirsizlik ve kaos içinde geldi maça. Hagi yardımcısı Tugay Kerimoğlu'nun da yardımıyla bu maça özel bir planla çıktı maça. Takımla sadece 2 idmana çıktıktan sonra gelen maçta Hagi Rijkaard'ın futbolundan çok uzak bişey oynatmadı. Bu demek değil ki, Hagi hep böyle oynayacak. Dedik ya, bu plan sadece bu maça özel bir plandı.

Hagi 4-3-3 dizilişiyle çıktı maça. Kusursuz bir alan savunması yaptı, rakibin pas kanallarını çok iyi kapattı. Maç boyunca arkadaki 4'lü hattı çıkartmadı hiç Hagi. Neill maç boyunca sertlik dozu yüksek bir şekilde yakın oynadı Niang'a. Önlerinde Cana vardı, oynadığı bölgede oyunun tek hakimiydi, Alex'e nefes aldırmadı, tekmeye de kafasını soktu, şuta da siper oldu. Fransa'dan çok iyi bildiğimiz Cana'yı izletti bize. Hani spiker dedi ya Galatasaray orta sahada sanki 1 kişi fazla oynuyor, işte o adam Cana'ydı. Onun hemen önünde sağda Sarp, solda Ayhan vardı. Bu iki isim de Hagi'nin uygulattığı, son derece başarılı alan savunmasında alanlarını iyi kapattılar, iyi pozisyon aldılar. Bunu söyleyeceğimi pek zannetmezdim ama Cana'nın oyundan çıkmasının ardından onun yerini dolduran Sarp o bölgede savunma anlamında oldukça iyiydi. Sağ kenardaki Elano ve sol kenardaki Misimovic'in rolü farklıydı. Takım hücuma çıkarken oyunu direk kenarlara açıp oyun kurma görevini de bu iki isme vermişti Hagi. Bu iki isim de yaptıkları 2ye 1'ler ve oyun zekalarıyla takımlarını rahatlattılar ve takımı hücuma taşıdılar. Forvet bölgesinde Galatasaray'ın 1. ve 2. isimleri Baros ve Kewell'ın yokluğunda Hagi kimilerinin beklediği gibi Batdal'a değil bu maça özel kurduğu kadroda Pino'ya şans verdi. Hızı, deliciliği ve şutlarıyla etkili oldu Pino, ceza sahasına girmekten çekinse de bu maçın hücumcusu olabilecek bir oyun oynadı ama sadece bu maçın tek santrforu olabilir o ayrı. Batdal'a gelirsek, onu çok eskiden tanıyan birisi olarak net bir şekilde söyleyebilirim ki Batdal Galatasaray'ın futbolcusu değil.

Fenerbahçe'nin ön liberosuz 4-2-3-1'inde hücum anlamında bu kadar zorlanacağını pek beklemiyordum açıkçası. Ancak Galatasaray'ın alanları ve pas açılarını çok iyi kapatması, Fenerbahçe'nin hatları arasındaki bağlantıyı kopardı, Fenerbahçe'nin üretkenliğini bitirdi. Bu tarz sıkışan oyunları açmak için beklerin oyuna katkısı çok önemlidir. Fakat Elano ve Misimovic'in varlığı Caner ve Gökhan Gönül'ü daha tedbirli oynamaya itti, ikisinin de hücuma katkısı çok azdı. Pino'nun oyun yapısı da Lugano ve Yobo'nun öne çıkıp, oyunun mesafesini kısaltmasının önüne geçti. Önlerinde Mehmet Topuz Emre'ye göre biraz daha savunma yapar roldeydi. Önlerindeki Alex'in de etkisiz kalmasıyla Emre işin hücum kısmını iyiden iyiye tek başına kotarmaya gayret etti. Hal böyle olunca Fenerbahçe göbekten gelemedi. Her iki tarafın da beklerinin fazlasıyla kontrollü oyunu kenar organizasyonlarını da çok sınırladı. Solda Stoch karşısında hep Sabri'yi ve Elano veya Mustafa Sarp'ı buldu. Sadece bir pozisyonda Serkan Kurtuluş oyun girdikten sonra, onu geçip rahat oynama fırsatı bulabildi. Dia maç boyunca o fırsatı da bulamadı. Hakan Balta, Ayhan Misimovic, ve hatta sol stoper Servet Dia'ya hareket alanı tanımadı. Ön alana top taşıyamayan Fenerbahçe'de Niang tek başına bişeyler yapmaya çalışsa da Neill'ın sert savunması altında o da skoru değiştiremedi. Hücum atraksiyonları bu kadar sınırlanınca Fenerbahçe'nin tek silahı olarak duran toplar kaldı. Galatasaray duran toplarda da alanı savundu ve Fenerbahçe buradan da ekmek bulamadı.

Özellikle ilk yarı istediği her şeyi oynadı Galatasaray, sadece ikinci yarının ilk kısmında Fenerbahçe oyuna ağırlığını koydu. Galatasaray orta sahadaki mutlak hakimiyetini kaybedince Hagi Misimovic - Barış değişikliğini yaptı, bu oynayan dengelerin tekrar oturmasını sağladı. Bu dengeleri bozabilecek hamle Alex - Semih değişikliğiydi. 70'e kadar bekledi Kocaman bu hamleyi yapmak için, fakat u hamle de maçın seyrini değiştiremedi, maçın son anlarında Elano'nun yerine oyuna giren Emre Çolak'ın vurduğu daha doğrusu vuramadığı top gol olsa hem Emre için Galatasaray için adeta rüya gerçekleşmiş olacaktı ama olmadı. Emre henüz istenilen kas seviyesinde değil ne yazık ki. Bir fotoğrafa rastlamıştım geçen hafta Bale'ın 3 sene önceki bir fotoğrafı ve şu anki halini gösteriyordu, umarım Emre de o gelişimi gösterebilir çünkü ham yetenek olarak gerçekten çok üstün bir çocuk.

Maçın adamını seçecek olursak benim favorilerim iki stoper Yobo ve Neill. Bunun dışında Pino, oyunda kaldığı süre içinde Cana ve Elano da Galatasaray adına etkili isimlerdi.

2. Hagi dönemi Galatasaray için iyi başladı. Son derece organize ve taktik disiplin içinde oynayarak istediklerini aldılar. Fakat bu maç gelecek maçlar için bir yol gösterici değil kesinlikle. Bu maç için hazırlanmış özel bir planı iyi uyguladı Galatasaray. Bundan sonraki maçlar önümüzü görmek için daha belirleyici olacak.

24 Ekim 2010 Pazar

Hagi'nin Şansı



24 Ekim 2010 tarihinde oynanacak Fenerbahçe - Galatasaray maçı, yıllardır hiç olmadığı kadar farklı bir ortamda oynanacak. Özellikle maça Galatasaray cephesinden bakıldığında.

Bildiğiniz üzere, geçen hafta oynanan ve 2-4 biten Ankaragücü - Galatasaray maçından sonra Frank Rijkaard'ın görevine son verilmişti. Teknik direktörlük için adı geçen ilk isim Fatih Terim idi. 2 gün içinde yapılan 2 görüşme sonucunda taraflar anlaşamadılar ve Galatasaray kısa süre içerisinde efsane 10 numarası Gheorghe Hagi ile anlaştı. Hagi 2004 yılında görevden ayrıldığında, Galatasaray karnesine baktığımızda , çok büyük başarısızlıklar görmüyoruz. Özellikle 2004 yılı Türkiye Kupası finalinde Fenerbahçe'ye karşı alınan 5-1'lik galibiyet, Hagi'nin özel yerini daha da öteye ulaştırdı. Ancak şu anki senaryo tamamen farklı.

Şu an Galatasaray'da bir huzursuzluk olduğu kesin. Ve kendi fikrime göre, Fatih Terim de bu kaos ortamını göz önünde bulundurarak takımın başına geçmek istemedi. Fakat kulübün bir diğer evladı ve başarıya daha aç olanı, bu ateşten gömleği giymeye karar verdi.

Ancak Hagi'nin önündeki ilk maç, belki de en büyük şansı olacak. Son 10 yılda Galatasaray'ın Şükrü Saraçoğlu performansına baktığımız zaman, sonucu öngörmemek çok da zor değil. Bu rakamlardan, bu müsabakalarda Fenerbahçe'nin psikolojik üstünlüğünü kabul etmemiz gerekir. Ancak Hagi iyi biliyor ki, eğer ki Galatasaray geleneği bozmadan bu maçı kaybederse, kimse onu eleştirmeyecek. Çünkü, hem takımın başındaki ilk maçı olacak, hem de Saraçoğlu'ndaki Galatasaray mağlubiyeti kimseye süpriz olmayacak. Ancak diğer taraftan bakarsaki, yani eğer ki Galatasaray bu maçı kazanırsa, Hagi, 2. Galatasaray kariyerine inanılmaz sükseli bir başlangıç yapacak.

Olaysız, temiz bir derbi olması dileğiyle..

21 Haziran 2010 Pazartesi

Christoph Daum vs. Aziz Yıldırım : Vol.2




Aslında şu anda Fenerbahçe'de yaşananlar hepimizin geçmiş yıllardan gayet iyi bildiği tanıdık durumlar. Meşhur Denizli maçından sonra da Christoph Daum ve Fenerbahçe camiası arasında bugünküne benzer durumlar yaşanmıştı. Sonucunda önce Daum'un görevine son verilmiş ardından Aziz Yıldırım'in kısa süreli istifa süreci yaşanmıştı.

Bu seneki sürecin o zamanki kadar kolay sonlandırılamaması ise, geçtiğimiz sezon benzer bir durumun Luis Aragonesle de yaşanması. Fenerbahçe'nin geçen yıl İspanyol teknik adama ödediği yüklü tazminat ve aynı durumu Daum'la yaşamama isteği şu anda ortaya bu hoş olmayan görüntüleri çıkartabiliyor. Fenerbahçe yönetiminin sezon başında Daum'la yaptığı 3 senelik kontrat şu anda ellerini bağlamış durumda. Onlar şu an için adeta bir yıldırma politikası uygulayarak Daum'u anlaşmaya ikna etmeye çalışıyorlar. Ancak bu durumdan aralarında Aykut Kocaman'ın da bulunduğu bir çok yönetici rahatsız. Christoph Daum ise, gayet sakin ve sözleşmesi doğrultusunda hakkını elde etmeye çalışan bir işçi konumunda ilerliyor. Yönetimin, aralarında oğlu da bulunan yardımcılarını kovması sonucu "keşke onlarla çalışsaydım ama böyle de devam edebilirim" açıklaması onun tamamen psikolojik bir savaş içine girdiğinin açık bir göstergesi. Aynı şekilde, kulübün kendisinden istediği geniş kapsamlı sağlık raporunu Acıbadem Hastanesi yerine, şahsi doktorunun görevli olduğu hastaneden alması da iplerin artık iyice koptuğunu belli ediyor. Ayrıca, hakkında bir çok şey söylediği ve "Fenerbahçe'nin şu an içinde bulunduğu durumun ve iki başlılığın en büyük sorumlusu" olarak gösterdiği Aykut Kocaman'la takrardan nasıl bir arada çalışacağı da büyük bir soru işareti.

Daum'un anlaşmaya yanaşmayan bir tavır içine olduğunu göz önüne alırsak, Aziz Yıldırm'ın önünde şu an için 2 seçenek bulunuyor. Ya geçen sene Aragones'e yaptığı gibi yaklaşık 6 milyon Avro'luk alacaklarını ödeyip Daum'u kovacak ya da bir basın toplantısı düzenleyip, önce Daum'dan verdiği demeçlere bir açıklık getirmesi istenecek (ki büyük ihtimalle hepsi yalanlanacak) ardından da Daum'la devam edeceklerini açıklayacak. Sanıyorum önümüzdeki bir kaç gün içinde karşlıklı oynanan bu oyun bir sonuca varacak. Galibin kim olacağını merakla bekliyoruz.

16 Haziran 2010 Çarşamba

Değeri Bilinmeyen Ustalara Saygı Duruşu: Müjdat Yetkiner

Saygı duruşumuzun bu seferki durağı Kadıköy olacak. Sizleri, blogumuza da ismini veren 'bandiera' kavramına en çok uyan oyunculardan biriyle tanıştıracağız. Aslında 80'li yıllarda futbolu takip eden herkes, onu çok yakından tanıyor, tek sorun, aktif futbol yaşamı bittikten sonra, bu tarz oyuncuların hakkettiği saygıyı görmemeleri.

Her zaman yaptığımız gibi, 'Televole' kültürü çerçevesinden efsanelerimizi anan bakış açısını gözler önüne sereceğiz. Bu sefer, kaynak olarak eksisozluk'ü kullanıyoruz..



* Yusuf Ziya Öniş stadinda oynanan bir Sariyer macinda kaleciyle karşi karşiya kalan Mujdat topa allah ne verdiyse vurarak topu stadin dişina yollamayi başararak o Allah vergisi yetenegini kanitlamiştir cumle aleme.


* Fenerbahçe altyapısından yetiştiği iddia edilen; bu yüzden de yıllardır Fenerbahçe altyapısından çıkan futbolcuların A takımda yer bulamamasının sebebi olan huysuz sweeper...


* Şu anda Türkiye Futbol Federasyonu'nun dandik futbolcu eskileri kontenjanında yer alarak, ne idüğü belirsiz bir takım işlerle iştigal eden eski topçu.





Görüldüğü üzere, bazı kimseler, Müjdat Yetkiner gibi bir 'bandiera'yı bile böyle anabiliyor. Gelin biz, her zamanki uygulamamıza bağlı kalalım, gerekli cevabı ustanın kariyerini ortaya koyarak verelim..

* 1975 yılında alt yapısına kaydolduğu Fenerbahçe'de 1995 yılına kadar görev yapmıştır. 20 yıllık kariyerinde, başka hiçbir formayı terletmemiştir.

* Kariyerindeki 15 sezonda 3 lig şampiyonluğu, 2 Türkiye Kupası 3 Cumhurbaşkanlığı Kupası kaldırdı.Toplamda 42 kere Milli takıma çağrılmış olup 26 Kere A Milli , 10 kere 21 yaş altı , 6 kere de 18 yaş altı Milli Takım forması giydi.

* 763 maça çıkarak, Fenerbahçe tarihinin bu alanda rekorunu elinde tutmaktadır.

* Amatör ruhun son temsilcilerindendir. Ülkemizde çok popüler olan, takım kötü giderken takımın ağabeylerini kadro dışı bırakma durumu, onun da başına gelmiştir. Kadro dışı kaldığı dönemlerde, ödemeleri yapılmamasına rağmen, başka bir takımla anlaşmamıştır. Parasızlık sebebiyle de bir dönem taksi şöförlüğü yapmışlığı bile vardır.



Bir an için, Müjdat Yetkiner'in Türk vatandaşı değil de, Hollanda vatandaşı olduğunu, ve kariyerinin aynısını Ajax'da yaşadığını düşünün. Alt yapı eğitimi ile beraber, 20 yıl aynı formayı terletmiş bir emekli oyuncu, efsane olduğu kulübün nasıl olur da hiçbir kademesinde görev alamaz ? Ajax örneği göz önüne alındığında, Müjdat'ın kariyerini yaşamış bir Hollandalı, eminim ki çoktan yedek kulubesinde takımı idare etmeye başlamış olurdu.



Her fırsatta bizim Türk olduğumuz için Avrupa'dan dışlandığımızı söyleyenlere selam olsun...

11 Haziran 2010 Cuma

Miroslav Stoch Fenerbahçe'de




Yaklaşık 3 haftadır, bütün gazetelerde ve spor sitelerinde Miroslav Stoch'un Galatasaray'a transferi yönünde haberler dolaşıyordu. 2 gün önce ilk kez, Fenerbahçe'nin de adı geçti bu transferle ilgili ve dün akşam saatlerinde resmi sitesinden bu transferi duyurdu Fenerbahçe. Tranferin ayrıntıları, Fenerbahçe'nin ne zaman devreye girdiği tam olarak bilinmiyor. Ortada bir çok rakam dolaşıyor bu transferle ilgili. Adnan Polat Fenerbahçe'nin 2 katı fiyatla piyasayı karıştırdığını söyledi katıldığı canlı yayında, yabancı basında ise yine farklı rakamlar yazılıyor.. Herhalde Chelsea ya da Fenerbahçe'den resmi açıklama gelene kadar beklemekte fayda var.

Ancak hepsinden önemlisi, 3 büyüklerin birbirlerinin ilgilendikleri futbolcular özellikle yabancılar konusunda hassas olduklarını biliyoruz. Geçen sene hemen hemen bu zamanlarda yine Fenerbahçe bu kez Beşiktaşla Mehmet Topuz'un transferi için karşı karşıya gelmiş ve 9 milyon Avro gibi uçuk bir rakama almıştı Topuz'u. Bu kez olayın öznesi aynı, değişen ise nesneler. Şurası kesin ki, özellikle Adnan Polat'ın hemen transfer sonrası açıklamalarına da bakarsak bu transferin etkileri çok fazla olacak iki kulüp üzerinde de. Sanırım bizi yine, uykusuz geceler geçirtecek bir transfer dönemi bekliyor.

14 Mayıs 2010 Cuma

Foto Finish

Avrupa'da bu hafta 2 büyük ligde şampiyon belli oluyor. Özellikle La Liga'da bizleri son hafta çok dramatik bir son bekliyor. 38. haftaya ezeli rakibi Real Madrid'in 1 puan önünde lider giren Barcelona kendi sahasında son haftaya küme düşme potasında giren Valladolid'le karşılaşıyor. Real Madrid ise Valladolid'le aynı puanda olan ama averajla rakibinin üstünde yer alan Malaga deplasmanına gidiyor. Bu iki maç sonunda bir şampiyon ve çok büyük bir ihtimalle(Racing Santander'in Sporting Gijon'u yenip kendini kurtardığını varsayarsak) bir de ligden düşen takım belli olacak. Katalanlar buraya kadar getirdikleri işi yarım bırakmazlar gibi, ama rakibin can derdinde oluşu işlerini ne kadar zorlaştıracak izleyip göreceğiz.



Serie A'da ise, son haftaya Roma'nın 2 puan önünde giren Inter küme düşmesi kesinleşen Siena deplasmanına gidiyor.
Roma ise Chievo'yla deplasmana karşılaşacak. Mourinho'nun öğrencileri Şampiyonlar Ligi finali öncesi 2. kupalarını almaya çok yakın, Roma ise Chievo'yu yenip Siena'dan bir mucizeye imza atmasını bekleyecek.



Bu iki büyük lig hariç, ülkemizde de bilindiği gibi son hafta maçları bu hafta sonu oynanacak. Lider Fenerbahçe kendi sahasında 10 gün önce Türkiye Kupası finalinde 3-1 kaybettiği Trabzonspor'la karşı karşıya gelirken takipçisi Bursaspor ise evinde Beşiktaş'la oynuyor. Son 10 haftada 9 galibiyet alan ve bu maçlarda gol yemeyen Fenerbahçe'nin bu saatten sonra ligi kafasında uzun süre önce bitiren ve kupayı aldıktan sonra kutlamaları hala devam ettiren Trabzon önünde şampiyonluğu kaçırması çok zor bir ihtimal. Bursaspor cephesinde ise Ertuğrul Sağlam'ın hafta içi Trabzonspor'u öven açıklamları vardı, ipler elinde olmayan bir takım için yapacak çok da fazla bir şey yok artık son çırpınışları onların da, bakalım pazar gecesi 22:00'da kutlamalar ne tarafta olacak.

8 Mayıs 2010 Cumartesi

Trabzonspor 3 Fenerbahçe 1


Trabzonspor
Onur - Serkan, Song, Egemen, Cale - Selçuk ('83 Sezer), Colman - Burak, Engin ('86 Ceyhun), Alanzinho ('90 Giray)- Umut

Fenerbahçe
Volkan - Gökhan('87 Gökhan Ünal), Lugano, Bilica, Vederson - Mehmet, Selçuk, Emre ('67 Deivid), Özer - Alex - Guiza

Goller: '66 Umut, '80 Engin, '90 Colman - '55 Alex

Kupa finalinin özeti, daha çok isteyenin, daha iyi hazırlananın kazandığıdır. Trabzonspor İstanbul'daki potansiyelini düşünerek Olimpiyat Stadı'nı istemişti final için ama Şanlıurfa Gap Arena olunca pes etmedi. Urfa'yı kardeş takım ilan etti, yerli halkın sempatisini kazandı. Finale THY'nin Barça için tahsis ettiği uçakla gitti, bu bile bir motivasyondu takım için. Erken gitti, iyi hazırlandı, daha çok önemsedi, ve kazandı. Fenerbahçe için öncelik lig. Kazananı tebrik etmek boynumuzun borcu. Şenol Hoca başarılı koşusunu, Türkiye Kupasıyla taçlandırdı.

4 Mayıs 2010 Salı

48. Türkiye Kupası Finali \ Trabzonspor - Fenerbahçe

Bu yıl 48.si düzenlenen Türkiye Kupası finali, bir çok açıdan gündemi meşgul etmekte. Öncelikle maçın oynanacağı şehir ve stad, gerçekten de çok tartışıldı. Şehir olarak Urfa'nın seçilmesi federasyon populistliği olarak adlandırıldı genel olarak medyada. Maçın saati de tartışılan başka bir noktaydı. Hafta içinde mesai saatinde oynanacak maçın gerçek taraftarlara hitap etmeyeceğini düşünenler çoğunlukta..



Kupayı en son 1983 yılında müzesine götürebilmiş ve toplamda kupayı sadece 4 kez kazanmış Fenerbahçe için kupa, diğer büyüklere nazaran çok daha fazla önem taşımakta. Özellikle Aziz Yıldırım'ın sezon başında yaptığı iddialı açıklamalardan sonra kupanın önemi daha da arttı tabi ki. Sezonu double ile kapatıp, 27 yıllık hasrete son vermek isteyen Daum, bu sayede tarihe geçmek istiyor haklı olarak. Sarı lacivertliler için sezonun dönüm maçı, Sami Yen'de oynanan Galatasaray karşılaşması olduğu su götürmez bir gerçek. Maçta alınan 3 puandan çok, yaşanan psikolojik geri dönüş, Fenerbahçe'yi hem ligde, hem de kupada tekrar potaya soktu. Şu an için kupaya bir, lige ise iki maç kadar uzaklıktalar.




Trabzon için ise kupa, neredeyse sezonun yarısından beri tek hedef olarak durmakta idi. Tüm planlar, hesaplamalar, Avrupa'ya en kısa yoldan gitmek için görülen yol olan Türkiye Kupası'nı kaldırmak üzerineydi. Şenol Hoca da bu hedeflerini her açıklamasında net bir şekilde tekrarladı.
Şenol Güneş'in başa geçmesinden sonra gözle görülür bir değişim yaşayan Trabzonspor'u zorlu bir transfer dönemi bekliyor. Zira Güneş Hoca'nın transfer listesinin kabarık olacağı şimdiden tahmin edilebiliyor. Yeni transfer Teofilo'dan henüz verim alamayan Bordo mavililerin, yeni sezonda bir forvet transferi yapacağı aşikar..



MAÇ İLE İLGİLİ NOTLAR

Fenerbahçe'de sakat Andre Santos dışında eksik yok. Brezilyalı'nın yerine Vederson'un görev yapması bekleniyor.

Trabzonspor'da ise sakatlığı devam eden Tayfun dışında eksik görülmüyor.

Trabzonspor, yarın Fenerbahçe’yle oynayacağı maç için saat 11.00’da THY’nin ünlü İspanyol takımı Barcelona için hazırlattığı uçakla Şanlıurfa’ya hareket etti. Hareket öncesinde bordo mavili futbolcular, yöneticiler ve taraftarlar uçağın önünde hatıra fotoğrafı çektirdi.

Trabzonspor'un havaalanından çıkışında, Şanlıurfa Belediye Başkanı Ahmet Eşref Fakıbaba, Trabzonsporlu taraftarlar ile bazı Şanlıurfalılar, bordo-mavili kafileyi karşıladı. Taraftarlar futbolcularla ve Başkan Sadri Şener ile birlikte fotoğraf çektirirken, yoğun sevgi gösterilerinde de bulundu.



Ancak diğer finalist Fenerbahçe'de bunun tam tersi manzaralar yaşandı, coşkuyla havaalanına gelen taraftarlar öfkeyle havalanından ayrıldı. Havaalanı çıkışında taraftarlarla bütünleşmesi beklenen sarı lacivertliler, son anda alınan kararla otobüse aprondan bindi ve adeta havaalanından kaçırıldı. Çevre yörelerden gelen Fenerbahçe taraftarları ise bu duruma büyük tepki gösterdiler. Haksız da sayılmazlar, aşık olduğu renklerin oyuncularını yakından görmek isteyen Urfalı taraftarlara yapılan bu muamele gerçekten hiç de hoş olmamış..




MUHTEMEL 11'LER

Trabzonspor

Onur Kıvrak
Serkan Giray Egemen Cale
Burak Selçuk Colman Engin
Alanzinho
Umut



Fenerbahçe

Volkan D.
Gökhan G. Lugano Bilica Vederson
M.Topuz Selçuk Christian Özer
Alex
Güiza

3 Mayıs 2010 Pazartesi

Bayanlarda En Büyük Belli Oluyor



TBBL'de finalin adı belli oldu: Galatasaray - Fenerbahçe. Ezeli rakipler 2009-2010 sezonunda kozlarını son kez parkede paylaşacak.

Normal sezonu 3. sırada bitiren Galatasaray çeyrek finalde, 1-0 önde başladığı eşleşmede Tarsus Belediyesi'ni 3-0'la geçti. Yarı finalde ise rakip, normal sezonu 2. sırada bitiren Mersin Büyükşehir Belediyesi idi. Sezonun ilk yarısında Mersin'de oynanan maçta rakibinden 29 sayı fark yiyen Galatasaray sezonun ikinci yarısında ise rakibini 1 haftalık süre içinde hem kupada hem de ligde mağlup etmişti. 15 Mayıs'ta başlayacak olan WNBA sezonu dolayısıyla 1-1 başlatılan seriyi sarı kırmızılılar üst üste 2 maç kazanarak 3-1'le noktaladı.

Normal sezonu yenilgisiz lider kapatan Fenerbahçe ise, beklendiği gibi önce çeyrek finalde Ceyhan Belediyesi'ni, ardından yarı finalde Botaş'ı 3-0'lık skorlarla geçerek finale yükseldi. Fenerbahçe'nin ligde sezon başından beri oynadığı 26 maçta mağlubiyeti bulunmuyor.

Sene başından beri 3 kez karşı karşıya geldi bu iki ekip. Fenerbahçe ligin ilk yarısında Ahmet Cömert'te oynanan maçı 77-84, ikinci yarısında Caferağa'da oynanan maçı da 76-62 kazandı. Teknosa Türkiye Kupası finalinde bir kez daha karşı karşıya geldiklerinde ise bu kez gülen taraf 57-55'le Galatasaray oldu. Bu maç aynı zamanda Fenerbahçe'nin bu sezon Türkiye'de kaybettiği tek müsabaka.

Final serisi yine WNBA'in erken başlaması sebebiyle her zaman olduğu gibi 7 maç üstünden değil, 5 maç üstünden oynanacak. Normal sezonu lider bitiren Fenerbaçe saha avantajını elinde bulunduruyor. Bu kritik eşleşme öncesi Galatasaray'da Katie Douglas'ın sakatlığının durumu merak ediliyor. Mersin'le oynanan yarı final serisi ilk maçında sakatlanan ve 2. maçta tedbir amaçlı oynatılmayan All-Star forvetin durumunun çok ciddi olmadığı ve final serisinin ilk maçında takımdaki yerini alacağı söyleniyor. Fenerbahçe'de ise son Botaş maçında sol diz ön çapraz bağları kopan genç oyuncu Begüm dışında eksik bulunmuyor.

Bu sene futbolda istediğini elde edemeyen, erkek basketbolda sene başındaki "Cemal Nalga skandalı" sebebiyle play-offlara kalamadan erken veda eden, voleybolda ise her iki dalda da final göremeyen Galatasaray'ın, bu dallarda 5'te 5'i hedefleyen ezeli rakibi Fenerbahçe'ye karşı son şansı bu final serisi. Bakalım sarı kırmızılılar, son yıllarda üstünlüğü tamamen rakibine kaptırdıkları ligde 10 sene aradan sonra tekrar şampiyonluğa ulaşabilecekler mi?

Final Programı:

06.05.2010 Perşembe
20:30 Fenerbahçe – Galatasaray (Caferağa Spor Salonu) D Spor

08.05.2010 Cumartesi
17:00 Fenerbahçe – Galatasaray (Caferağa Spor Salonu) D Spor

11.05.2010 Salı
20:00 Galatasaray – Fenerbahçe (Abdi İpekçi Spor Salonu) D Spor

13.05.2010 Perşembe (gerekirse)
20:00 Galatasaray – Fenerbahçe (Abdi İpekçi Spor Salonu) D Spor

16.05.2010 Pazar (gerekirse)
17:00 Fenerbahçe – Galatasaray (Caferağa Spor Salonu) D Spor

28 Nisan 2010 Çarşamba

Ortega Milli Takımda

Ülkemize gelen önemli futbol yıldızlarından biridir Ortega. Türkiye onu Galatasaray'a attığı kafa golü, Cobarde Gallina Ortega (Korkak Tavuk Ortega) pankartı ve Ceyhun Eriş'in hışmıyla hatırlıyor. Başka da iz bırakamadı Arjantinli ülkemizde. O dönemde onu takımdan dışlatan, kuyusunu kazan Ceyhun Eriş bugün İsveç 2.liginde. Peki Ariel nerede derseniz, Ortega 36 yaşında Arjantin milli takımına seçildi.



Fenerbahçe'den adeta kaçmıştı. Futbol hayatının bitmesini göze alarak hem de. Sonrasında uzun bir süre uzak kaldı meşin yuvarlaktan. Ardından önce Newell's Old Boys'da kendini buldu, ardından döndüğü yuvası River Plate'te hünerlerini sergilemeye başladı. Ve bugün, Arjantin milli takımı teknik direktörü Diego Armando Maradona takımının 5 Mayıs'ta Haiti ile oynayacağı maçın kadrosuna davet etti yıldız oyuncuyu. 86 kez milli takımda oynayan Ortega, son olarak 2003'te Arjantin forması giymişti.
Arjantin'in tamamı Arjantin Ligi'nde oynayan oyunculardan oluşan kadrosu ise şu şekilde:

Kaleciler: Diego Pozo (Colon), Adrian Gabbarini (Independiente)

Savunma: Matias Caruzzo (Argentinos Juniors), Juan Manuel Insaurralde (Newell's Old Boys), Ariel Garce (Colon), Paolo Goltz (Huracan), Luciano Monzon (Boca Juniors)

Orta Saha: Juan Mercier (Argentinos Juniors), Patricio Toranzo (Huracan), Nicolas Olmedo (Godoy Cruz), Sebastian Blanco (Lanus), Leonel Vangioni (Newell's Old Boys), Facundo Bertoglio (Colon)

Forvet: Ariel Ortega (River Plate), Martin Palermo (Boca Juniors), Franco Jara (Arsenal), Juan Pablo Pereyra (Atletico Tucuman).